2.BIRINCI KUSAK TÜRKALAMANCI, TOPLUMSAL FARKLIKLAR
EINSCHLAFEN SAFTEN SUFTEN...
Dedem Mustafa Morali Hansoy 1910 yillarinda Almanya Kiel'de Üniversitede makine mühendisligi okumus akabinde 1918 Kaiser Wilhelm döneminde yirmi Türk askeriyle birlikte Almanya’da askerligini yaptigini anlatirlardi. Türkiye’ye döner dönmez babaannem ile evlenmisler.
Dedem arada bir seferden geldiginde evin icinde sessiz bir sayginlik yerini alirdi. Zaten hic bir zaman anlayamadigim herkesin neden ‘Siz'li konustuguydu. Dedemden çekinirdim. Biraz da korkardim. Oldukça sert bir görüntüsü vardi. Buna ragmen yüksek sesle konustugunu veya bagirdigini hiç duymamistim. Beni her gödügünde,
‘’einschlafen saften suften’’, diye hayali bir tekerlemeyi söylerdi.
Babaannem dedeme hizmetinde kusursuz olmaya gayret gösterir, ‘’Mustafa bey’’ diye hitap ettikçe saskinligim daha da artardi. Almanya’da eslerine isminle veya anne, baba diye hitap ederlerdi. Türkiye’de bey ve hanim diye hitap ediyorlardi. Vardir bir bildikleri diye düsünürdüm.
Dedem babaannemi çok sevdiginden mi yoksa baska bir sebepten mi bilinmez, soyadi kanunu ciktiginda babaannemin soyadini almis. Babaannem dedemin kendi soyadini aldigindan dolayi hep övünürdü.
NEDENSE HER YEMEK SAATINDE BIR CANAVAR GÖRÜNÜRDÜ...
Ailenin tek kizi oldugumdan el bebek gül bebektim. Ne istersem yapilir, üzerime titrerlerdi. Sadece yemek saatleri gelince sorun yasiyordum. Istahsizdim. Bu yüzden beni bin bir çesit oyunla yemek yemeye tesvik etselerde pek bir ise yaramazdi..
Oyunlar ve kandirmacalar ise yaramayinca, nedense her yemek saatinde bir canavar görünmeye basladi..
Mutfakta bulunan kilerin camindan bakan garip bir öcü görürdüm. Korkudan yemegimi sonuna kadar itiraz etmeden bitirirdim. Yemegim bittikten sonra da o canavar birden yok olurdu.
Korkuyordum ama yine de canavarı iyice incelemeye almistim... Bir gün yemek saati yaklasinca emir erini takip ettim. Neden yemek saatlerinden önce kilere gidiyordu acaba? Sonunda bir gün emir erinin kafasina bayan çorabini kafasina geçirdigini görünce olayi anladim.
- ''Yakaladim seni! ''
Emir eri Hüseyin agabey gafil avlanmis durumda gülmeye basladi..
Bir daha bu öcü masalini yapamadilar..
ALTINA MI YAPTIN SEN?
Okula basladigim ilk günü hatirlayamadigim halde siniftaki cocuklarla iletisim kuramadigimi gayet net hatirliyorum. Beni gösterip yüksek sesle almanyadan gelmis diye kendi aralarinda ''fisildasip'' duymami saglarlardi.
Teneffüslerde sessiz sakin yerimde oturur dersin baslamasini beklerdim. Bazen ögretmen beni gördügünde okulun bahcesine yollar, bahcede ise benim gibi dislanmis baska bir kizla okulun duvarinin dibinde siper alir, digerlerinin oyunlarini seyre dalardik. Bir gün teneffüsten sonra sirama geldigimde, siniftan birinin beni ögretmene sikayet ederken irkildim, kaskati olmustum. Ögretmen yanima geldi ve sandalyemin altindaki su gölünü göstererek,
- ‘’Altina mi yaptin sen?’’, diye sorar sormaz yüzüme bir tokat yiyiverdim.
Sesimi cikartamadim. Kendimi duyuramadim. Girtlagimda olusan tikaniklik gittikce sertlesiyordu, bir süre sonra güçlükle
- ‘’Ha- hayir ögretmenim’’, diyebildim.
- ‘’Peki bu islaklik nedir?’’,
- ‘’Sey bilmiyorum ögretmenim, üstüm kuru yapmadim’’,
- ‘’Derhal eve git!’’,
Azarlamasina mi yansaydim, sinifta herkesin gülmesine mi?. Sessizce siniftan ciktim. Zor yutkunuyordum. Gururum incinmisti. Yolda yürürken sadece bogazim dügümlendi.
HIC AGLAMADIM!!!... Bu olayi kimseye anlatamadim. Kim inanirdiki bana?
IDRAR MIYDI, LIMONATA MIYDI?
Iyice sessizlelesmistim. Okula gitmek kabustu. Yasitlarima göre boylu fakat celimsiz bir cocuktum ve bu dislanmislik beni iyiden iyiye zayif düsürmüstü. Sürekli hasta oluyordum. Ne kadar cocuk hastaligi varsa hepsine sirayla yakalandim. Okula gitmek yerine evin en üst katindaki odamda bütün günümü gecirmek zorundaydim. Evde bebek oldugundan asagidaki katlara inmem de olanak disiydi.
Tüm hastaliklari kapip iyilestikten sonra tekrar bir yenisine yenik düsmem hep an meselesi olmustu adeta. Sonunda en kötüsü oldu. Sarilik oldum. Evi karantinaya aldilar. Üst kattaki odamda yine tek basima yatiyordum. Bütün gün,
- ‘’Babaanneeeeeeeeee’’, diye sesleniyordum.
Zavalli kadin günde bir kac kez üc kat yukari cikardi. Yanima geldiginde babaannemi esir eder anlattigi masallari zevkle dinlerdim...
Babaannemin bikmadan ve usanmadan anlattigi ve cok sevdigim bir Karamürsel masalini dinlerken masalin bitimindeki nakarat cok hosuma giderdi.
- ''Örümcekli örme kadin, börümcekli bürme kadin, cukura düstü cikaaamaz pirpir eder ucamaazzz''...
Bir baska gün yine doktor gelmisti. Beni muayene ettikten sonra disari cikti. Odamin kapisi aralik kalmisti. Babaannemle doktorun konusmalarini dinledim. Dogru mu duymustum? Halen bilmiyorum?. ama bebegin idrarindan icirilmesini öneriyordu sanki..
O günden sonra her gün bir bardak limonata getirildi. Limonata miydi acaba? Olsun ben tedbiri elden birakmadim. Limonatayi icmeden babaannemin odadan cikmasi beklerdim, dogru bahceye bakan cama gider, oradan da limonatayi bahçeye bosaltirdim. Bir gün yine limonatayi bahceye döker dökmez babaannem bir hisimla odaya daliverdi.
Bahcede bulunan emir erinin üstüne limonatayi bosaltmisim ve limonatalari icmedigim ortaya cikti tabii..Yine de o limonatalari icmedim!
BASTAN ASAGIYA NE BULURSAN DÖK!
Zaman kavramim olmadigindan ne zaman iyilestigimi bilmiyorum. Iyilestigimde iyice celimsiz, ciliz, sapsari bir cocuktum.
Asabilesmistim. Bir gün bakkala gittigimde, benimle alay eden kizin tasidigi yogurdu basindan asagiya gecirdim. Eve gelene kadar beni sikayete gelmislerdi bile.. Umurumda bile degildi.
Evin en üst katindan yoldan gecenlere kovayla su bosaltiyorum. Yakalanmamak için de hemen iceri kaciyorum. Ama bir gün yeterince hizli kacamadim demek ki, birine yakalandim. Sokak kapisi caldiginda beni sikayete geldigini anlamistim. Asagiya çagirdiklarinda karsimda üzerine su döktügüm adam duruyordu.
Neler olacagini beklerken azar isitecegim yerde beni bir de kucagina alip sevmez mi? Meger babamin en samimi arkadasiymis.
Nedense kimse bana kizmiyor. Yaptiklarimdan dolayi hic ceza almiyordum.
Daha lezzetli Yemekler….
Okulla artik ilgim kalmiyor, çoğunlukla bitişikte oturan babaannemin kardeşi Sedat dayı ve Suzan yengeye kaçıyorum. Suzan yenge ile birlikte kağıttan boncuk yapıyorduk veya el isleri ve nakış öğreniyordum.
Suzan yengenin yaptığı yemekleri bile hiç itiraz etmeden iştahla hiç itiraz etmeden yerken bir de üstelik nispet yaparcasına.…
‘Suzan yenge, senin yaptığın yemeklerin daha lezzetli’, diyordum...
Fakat bilmediğim bir şey vardı ki, yediğim yemeklerin bizim evin arka bahçesinden Suzan yengeye verilmiş olduğuydu….





