Textversion
Textversion

TIDOPLI- BEDEN RUHSEL GELISIM N.HANSOY SIZ TÜRKLERI TANIYOR MUSUNUZ?.. FOTOGRAF GALERI MüTEVAZI - Mütevazi .. ARASINDAKI FARKI BILMEK.. KELIMELERLE ANLASTIM, HAYATIMI DEGISTIRDIM.. ESIN KARACA NILGÜN HANSOY YENI BIR GÜNE HEP UMUTLA BAKMAK..... REIKI HAKKINDA OLUMLAMA CUMLELERI... TRANSFORMAL NEFESE KATILDIM BIRINCI KUSAK TÜRKALAMANCI, TOPLUMSAL FARKLIKLAR I.BIRINCI KUSAK TÜRKALAMANCI, TOPLUMSAL FARKLIKLAR 2.BIRINCI KUSAK TÜRKALAMANCI, TOPLUMSAL FARKLIKLAR 3.SIHIRBAZ SAPKALARINLA OKULA GIDIYORUZ... 4. BÖLÜM 1964 ''ALLAH HER YERDEDIR'' 5. BÖLÜM BAYRAMLAR VE TÖRENLER 6. BÖLÜM ''SESSIZLIK TÜM EVRENE YANSIRDI'' 7. BÖLÜM 1963-64 MEMLEKETLER ARASINDAKI FARK.. 8. BÖLÜM HOOJJ GELDINIZ ISTANBUL 1964 IX. BÖLÜM ISTANBUL 1964 KADINLAR AYRI PLAJA X. BÖLÜM.. DEVAMI YAKINDA.. SAGLIK - HOBI - BILGI SITELERI KIZILDERILI SEF SEATTLE BIR TAPINAKTAN ALINTI YAZI

BIRINCI KUSAK TÜRKALAMANCI, TOPLUMSAL FARKLIKLAR

2.BIRINCI KUSAK TÜRKALAMANCI, TOPLUMSAL FARKLIKLAR

I.BIRINCI KUSAK TÜRKALAMANCI, TOPLUMSAL FARKLIKLAR

BIRINCI KUSAK TÜRKALAMANCI, TOPLUMSAL FARKLIKLAR


Günlügümde, anılarım ve yasamış olduğum ilginc olaylarin disinda Almanya ve Türkiye’de yasadiklarimi anlatirken iki ülkenin farkliligini, örf ve adetlerini, yurtdisinda Türklerin neler yasadiklarini hatta Türklerin yurtdisinda neler yasattiklarini, ‘alamanci’ Türklerin Türkiye’de neler yasadiklarini sade bir dille anlatmaya calistim.

Her iki ülkenin farkli egitim sistemlerini, toplumsal farkliliklarini yorum yapmadan kendi gözlemlerimden yola cikarak ele aldim.
Kötü insan iyi insan, iyi ülke kötü ülke diye bir sey yoktur, yasananlar ve gözlemler sadece bana aittir.

Ülkemi her zaman her yerde en iyi sekilde temsil ettim, halen de devam ediyorum ve edecegim. Bu nedenle siteyi her iki ülke arasindaki, dedemin Almanya’da bulundugu 1910 - 1919 yillarından beri var olan köprüyü yikilmadan var oldugunu hatirlatmak, yasanan yer her neresi olursa olsun, insanlarin saygi, sevgi, anlayis icerisinde yasam mücadelelerini bulunduklari ülkeye ayak uydurarak devam ettirmelerini temenni ederim…

1961 - 1976 yillarina kadar amatör bir ruhla yayinlamakta oldugum günlügümden sonra 1976 - 2006 yillarina ait anilarimi da Türkiye'de kadin, cocuk ve egitim konularinla ilgili ''Türkiye'de ki yillarim'' basligiyla ilave etmek arzusundayim...

Keyifli dakikalar dilerim...


18.02.2007
Nil Hansoy

Almanyadaki ilk evimiz.



1961 ALMANYA

1961 yilinda Almanya’ya bir yil calismak üzere giden babam bir yilin sonunda Türkiye’ye dönmekten vaz gecince, annemi, kardesimi ve beni de Almanya’ya aldirmisti.
Kara Ormanlar bölgesinde Stuttgart'a yakın, şirin bir kasaba da, Benediktiner Ring semtinde üc katli bir evin çati katina yerlesmistik.
Birinci ve ikinci katlar ev sahibine ait olan evin çati kati ufak bir salondan ve yatak odasindan ibaretti. Dairenin disinda bulunan mutfak, cati katinin diger bölümünde oturan aile ile birlikte kullanilirdi..
Ikinci katta sadece bir tane tuvalet mevcuttu. Bu ‘alamanci’ tuvaletin Türkiye’deki ‘alaturka’ tuvaletlerden tek farki, çömelmek yerine, duvardan duvara dösenmis, sedyeye benzer tahtanin üzerinde bulunan kocaman deligin üzerine oturmanizdi. Tabii oturmaniz mümkün ise! Bel hizama gelen tahtanin ortasindaki delikten asagiya baktigimda dipsiz bir kuyuya bakiyor sanirdim kendimi.. Içine biri düsse kimsenin sizi kurtarmasi olanak disiydi...Henüz dört yasindaydim ve benim bu tuvalete gitmem basli basina bir dertti. Hele birde çelimsiz bir çocuksaniz korkmamaniz mümkün degildi.
Neyse ki, ben içine hiç düsmedim. Mümkün oldugunca da buraya gitmemek için kendimi tutardim.

Anilarimi tuvalet muhabbeti ile başlamanin elbette hos olmadigini biliyorum ama Almanya’ya henüz ayak bastigim yillar ilk hatirladigim bu korkunç tuvalet olmasıyla birlikte diger bölümlerde tekrar tuvalet konularina deginmek zorunda kalacagimi da ilave etmek istiyorum….

KIME BIRAKACAKLARDI BIZI?

Bir kac ay sonra annem evde oturmaktansa ise baslamayi yeglemisti, babama sürekli çalismak istedigini söylerken duymustum. Babam buna karsiydi. Bir kadin çalistirilamazdi!. Asla! Öyle görmüstü ve öyle de kalacakti.
Fakat annem nasil basardiysa sonunda kabul ettirdi ve is buldu. Simdi de sorun kardesimin ve benim ne olacagiydi. Kardesim daha bebekti, kime birakacaklardi bizi?

Bizi bir alman ailenin yanina götürdüler. Neden geldigimizi anlayamadim. Burada kalacagimizi söylediklerinde çocuklugun verdigi saflikla içime sinen o tuhaf duygularla birlikte kizginlik vardi. Sessiz sakin olan bitenleri anlayamadan izliyordum.

Pazar aksamlari bizi bu ailenin yanina birakir, cuma geceleri gelip alirlardi. Bakici aile calisan ailelerin çocuklarina bakiyordu. Bakici anneye kocasi da dahil hepimiz ‘Mama’ (anne) diyorduk. Anne de kocasina 'Papa' (Baba) diye hitap ederdi.
Almanca tek tük kelime bildigim halde yine de konustuklarini fazla anlayamiyordum. Diger çocuklar ne yapiyorsa onlari taklit eder, el kol hareketlerinle derdimi anlatmaya çalisirdim.
Yemeklerde alisik oldugum yemeklere benzemiyordu. Öglenleri sicak yemek yerken, aksamlari kahvalti yapardik. Çogunlukla patates agirlikli yemekler pisiyordu. Fazla istahli olmadigimdan yemeklerle ilgilenmiyordum bile.

Güzel havalarda evin bahçesine çikardik, diger çocuklarla birlikte çimlerin üzerinde kosustururken, ailemi ve Türkiye’yi bir an için bile olsa unuturdum. Ama ya geceleri? Aksamlari yataga yattigimda babaannem, dedem, amcam, yengem, halam, enistem, Suzan yenge, Sedat dayi, Hasene yenge hepsi gözümün önünde canlanirdi. …...

Türkiye’yi düsünürken birden aklima parlak bir fikir geldi...
Cuma aksami babam ve annem kardesimle beni almaya geldiginde bana her zamanki gibi ilk sorduklari soru..
- ‘’Size yemek yediriyorlar mi?’’, olurdu,
simdiye kadar hep
- ‘’ evet’’ dememe ragmen bu sefer geldiklerinde,
- ‘’Hayir bizi ac birakiyorlar’’, demistim.
En hassas yerlerinden vurmustum. Derhal kardesimi ve beni oradan aldilar ve bir daha da oraya götürmediler..

TEL ÖRGÜLERIN ÜZERİNDE ATESLENEREK ÖLDÜRÜLDÜLER.....

Teyzem ve enistem de Almanya'ya bir kac hafta önce gelmislerdi. Hafta sonlari bize misafirlige geldiklerinde hep birlikte televizyon izlerdik.
Bir aksam yine televizyon izlerken gözlerimi televizyondan ayiramadan nefesimi bile hissetmeden pür dikkat filmi takip ediyordum. Gözlerime inanamiyordum desem yalan olur gördüklerim gercekti! Yerimde donup kalmistim.

Ikinci dünya savasinda geçen olaylarda, alman askeri, Yahudi bir kiza asikti. Bir gün Naziler kizi toplama kampina götürürler… Alman asker her gün, Yahudi kizi görmek ugruna zor kosullar altinda kampin etrafini saran ‘sevgiye’ tel örülmüs duvarlarin arasindan el ele tutusarak hasret giderirlerdi…Dayanamiyorlardi… asker aylar sonra kizin diger tarafa kacmasini istiyordu.
Sonunda kiz kabul etti...Ve bir gün kiz tel örgülerin üzerinden diger tarafa gecmeye calisirken, asker de diger taraftan ona yardim etmek icin tel örgülerin üzerine tirmaniyordu…
Zaman cok kisitliydi, özgürlüge bir kac saniye kalmisti…
Nafile!
… Tel örgülerin üzerinde ateslenerek öldürüldüler….el ele ruhlari birlesmis, tel örgüler sadece bedenleri ayirandi….

Filmin adini hiçbir zaman hatirlayamadim. Nazi kampinda görüntüler aklimdan yillarca çikmadi. Bu görüntüleri o gün gördügümle kalmayacak, yillar sonra da okul hayatimda karsima çikacakti….

Kardesim ve ben..

KACIRILIS

Kardesimle beni hala birakacak bir yer bulamadiklarindan annemin ise gitmesi zorlasmisti. Bir kaç gün sonra bizi Türkiye’ye yollayacaklarini ögrendigimde sevincten yerimde duramiyordum. Yasasin!

Babamin Yumurtaci Ahmet lakapli arkadasi esinle ve yanlarinda bir yolcu ile birlikte Türkiye’ye arabayla giderken bizi de götüreceklerdi. Kardesim anneanneme, bense babaannemlere teslim edilecektim…

Türkiye’ye yolculugumuzu hiç hatirlayamiyorum. Sanirim kardesimle ben yol boyunca hep uyuduk. Türkiye’ye vardigimizda arabada bulunan diger yolcu, Kadiköy tarafina gidecegini, beni de babaannemlere birakabilecegini söylemis.
Fakat biz hiç babaannemlere gitmedik!

Dag basinda tahtadan yapilmis egreti bir kulübeye geldik. Iceri girdigimizde bizi agzinda hic disi kalmamis, üstü basi pislik icinde bir kadin karsiladi. Adamin karisi oldugunu anlamistim ve etrafta yirtik pirtik kiyafetlerle dolasan bes cocuk vardi...
Kulübenin icinde esya yoktu, yerler toprak, topragin üstünde bir kac minder yatak olarak kullanildigi belli oluyordu.Tuvalet nerede diye bakindim ama göremedim.
Beni babaannemlere götürecek diye beklerken, gece yer yataklari toprak zemin üzerine kuruldu ve bende diger cocuklarla birlikte o gece orada uyumak zorunda kaldim.

Ertesi gün,
- ‘’ Ne zaman babaanneme gitcez? ‘’, diye sordugum da,
- ‘’Yakinda!’’, dedi.
Dısari ciktim. Kapinin önünde etrafa baktigimda dagin tepesinde oldugumuzu anladim. Tepeden asagiya bakinca deniz gökyüzünle birlesiyor, yamactaki evler belli belirsiz görünüyordu. Onlara ait bu klübeden baska ev bile yoktu civarda. Neredeydim ben? Hic tanimadigim bu insanlarin arasinda sessizce babaanneme götürülmeyi bekliyordum.

Kac gün gectigini anlayamiyordum fakat en güzeli ise aksamlari Almanya’daki gibi erken yatmak zorunda kalmiyordum. Yerde yatmak hosuma gitmemisti ama çocuklarla eglenceli günler gecirdigimden pek de rahatsiz oldugum söylenemezdi. Yine de evimi özlüyordum.
- ’ Ne zaman götüreceksiniz beni?’’, diye sordugumda hep ayni cevabi aliyordum.
- ‘’Birkaç gün sonra’’.
Bir kaç gün hiç bitmek bilmiyordu...

Günesli bir günde çocuklarla birlikte kulübenin önünde oynarken birden tepeye dogru yaklasan polisleri gördüm. Kalabalik gruplar halinde kulübeye yaklasiyorlardi. Donup kaldim. Amcami görmüstüm, oydu, geliyordu. Amcam yaklastikca, sevincten mi yoksa şoktan mı buz kesildim. Öyle duruyor, sadece bakiyordum. Dünya durdu derler ya hani? iste oyle bir andi bu benim icin. Ne kadar zaman gecti bilmiyorum
- ‘’Amcaaaaaaaaa’’, diye bagirabildim.
Kosmaya basladigimda adam aniden bilegimi kavrayarak kosmami engellemeye calisti,
- ‘’O senin amcan degil!’’,
- ‘’Amcammm!’’,
Bagirdim ve tüm gücümle elinden kurtulup amcama dogru kostum...

Neden orada kaldigimi o yillar ogrenemedim. Yillar sonra bu olay anlatildiginda kacirildigimi ögrendim. Kadiköye beni götürdügünde dedemin yaptirdigi apartmani görmüs ve telefon acip para istemis. Amcam o yillar Albay, hemen polisi devreye sokup beni Maltepe sirtlarinda bir yerde bulmuslar…
Tipik Türk filmi gibi iste!





Kadiköy 1962

Nihayet babaannemin yanina gelmistim. Fakat bir zamanlar kalabalik olan ev simdi kendini sessizlige adamisti.. Üc katli ahsap evin icinde sadece babaannem, yengem ve yeni dogan kuzenim, ben ve emirerleri kalmistik.
Aa bir de Hasene yenge vardi, akrabamiz degildi, kocasi vefat ettikten sonra hayirsiz oglundan baska kimsesi olmadigi icin tamamen artik bizim eve yerlesmisti. Ev islerine yardim eder, babaanneme arkadas olurdu.

Babam ve annem almanya’ya gittikten sonra enistem Amerika’ya ataseye atanmis halamla birlikte Washingtona yerlesmislerdi. Amcam vazifesi nedeniyle, dedem de gemide carkcibasi ve kaptan olarak çalistigindan sürekli seferde olurdu.