4. BÖLÜM 1964 ''ALLAH HER YERDEDIR''
ETÜD DERSLERI
Ücüncü sinifta sinif arkadaslarim Marianne ve Franka ile artik her saat birlikteyiz. Marianne okul cikisindan sonra Etüd derslerine gidiyor. Bende gitmek istedim. Ailem kaydimi yaptirdiginda sevincten yerimde duramiyordum ve böylece Marianne ile birlikte okul sonrasi direkt oraya gitmeye basladim...
Okulun yakınında bulunan evangelist kilisesine bagli etüd okulunda ana sinifindan altinci siniflara kadar talebeler vardi. Rahibeler ana okulunda görevliydi. Rahibelere Schwester (Kardes) diye hitap ederdik.
Bizim siniflara ögretmenler girer, ödevlerimizi tamamlamamiza yardimci olurlardi.
Okuldan gelir gelmez yemekhaneye inerdik. Benim icin kabus baslardi. Önceleri cikan yemekleri yemedimse de, kimsenin bana israr etmemesinden mi, veya yemedigim yemekleri baska cocuklarin kapmalarindan dolayi mi bilemeyecegim daha sonraki günler düzenli olarak yemegimi bitirmeye baslamistim.
Yemekten sonra spor salonunda portatif acilan yataklara uzanip dinlenirdik, uyku saatinden sonra siniflarimiza gider ögretmen eslinde ödevlerimizi tamamlardik. Artan zamani da resim, spor yaparak veya ögretmenimizin caldigi gitar esliginde sarkilar söyleyerek degerlendirirdik.
Bir müddet sonra kardesimde ana okuluna gitmeye basladiysa da birbirimizi göremiyorduk.
Bir gün Marianne'nin elinde güzel bir kagit mendil cantasi görünce
'Nereden aldin?', diye sormustum.
Okula yakin marketten aldigini ögrenince Ogretmenimiz Fraulein Berg'ten markete gitmek icin izin istesekte vermedi. Izın vermedi ama bizde kimseye belli etmeden markete gittik. Döndügümüzde Fraulein Berg bizi kapida sinirli bir halde karsiladi. Ikimizi de kilere götürüp sandalyenin üzerine yatirdi ve bir güzel süpürgenin sopasiyla popomuza vurdu. Aslinda hiç acimadi ama yeterince korkmustuk. Bir daha da ne markete ne de baska bir yere izinsiz kacmaya yeltenmedik.
(Almanya'da evlenmeden önce Fraulein diye hitap edilir, evlendikten sonra Frau denilirdi. 2000 li yillarda Fraulein hitabi iptal oldu ve bütün bayanlara Frau denilmeye baslandi)
ALLAH HER YERDEDIR...
Okulda din dersleri saatinde Katolikler ayri Evangelistler ayri derslere giriyorlardi. Carsamba sabahlari da okula gitmeden önce kiliseye giderledi. Bende Müslüman oldugumdan dolayi bu saatleri tek basima sinifta gecirmek zorunda kaliyordum. Bu durumdan pek memnun degildim cünkü hep tek basima sinifta kaliyor ve arkadaslarimi bekliyordum. Sonunda dayanamadim ve babama sordum:
- ‘’Baba bende kiliseye gidemez miyim ?’’,
- ‘’Gidebilirsin tabii. Allah her yerdedir’’,
- ‘’Günah degil mi?’’,
- ‘’Yasadigin her yere uyum saglamak günah degildir, insanlarin dininle yasam tarzinla alay etmek günahtir!’’,
Ertesi gün kosarcasina Ögretmenin yanina gittim.
- ‘’Herr Gawlik bende bundan sonra her Çarsamba kiliseye gidecegim’’,
Ogretmen saskin bir ifadeyle:
- ‘’Birden bire ne oldu?’’,
- ‘’Babama sordum, gidebilirmisim. Allah her yerdeymis ve günah degilmis’’,
Sinifta Marianne ve Franka sevincten bagirdilar.
- ‘’Benimle gel ne olur?’’,
- ‘’Hayir, benimle gel’’,
- ‘’Benimle’’,
Benimle, seninle arasinda geçen konusmalar sonunda bir türlü kararimi veremiyordum. Franka Katolik Marianne ise Evangelistti. Ikisi de en iyi arkadasimdi. Bekledim, düsündüm.. Bir ona bir ona baktim..
- ‘’O zaman söyle yapalim, bir Carsamba seninle, diger Carsamba da seninle gelecegim’’, dedim.
Bu sorun da böylece cözülmüs oldu...
Kilisede dualari birlikte okuyordum. Katolikler ellerini minnet ister gibi tutarken, Protestanlarda iki elini birlestirip parmaklarini icice gecirmis vaziyette dua ederlerdi. Elimi bizim dinimize uygun tutuyor, onlar ‘’amen’’ derken, bende - ‘’amin’’ diyordum.
Hic zorluk yasamadim. Dogrusu cok da kolaymis ve her Carsamba sinifta din saatlerinde tek basima kalmaktan kurtulmustum.
Yine bir Carsamba günü Katolik kilisesindeyken herkes papazin vaazindan sonra siraya girince bende peslerine takildim. Kutsama töreniydi. Papaz herkesin agzina ince kagit kalinliginda yuvarlak bir seker yerlestiriyordu. Bana sira gelmisti. Dilimi alabildigince cikardim. Bekliyordum ama dilime seker koyacagina,
- ‘’Sana veremem’’, demez mi?
Ne yapmistim da bana seker vermiyordu? Yüzümün degistigini fark etti herhalde, ögretmenimizi yanina cagirdi, bana da dönerek:
- ‘’Birazdan sana neden seker veremedigimi anlatacagim. Yerine geç otur bekle’’,
ve beni siradan cikardilar.
Papaz konusmasina devam etmek üzere vaaz koltuguna gecti.
- ‘’Bakin çocuklar aramizda bir Müslüman kizimiz var ve onu hepimiz takdir ediyoruz. Bütün dünyada cesitli dinler vardir. Herkesin ibadet sekli ve yeri farklidir. Siz de her zaman nerede olursaniz olun, dua etmek için neresi olursa gidin. Ister bir camiye ister bir tapinaga gidin hic fark etmez. Allah her yerdedir ve bu küçük kizi örnek alalim ve simdi yanima gelir misin biraz’’, dedi
Yerimden kalktim ama hala o sekeri yiyemedigime içerlemistim. Biraz da küskündüm. Rahip omzuma elini koydu ve bana neden ‘’sekeri’’ veremedigini anlatti. Katoliklere mahsus bir kutsamaymis. Olsun ben yine de yemek isterdim. Hiç tadina bile bakamadim ki! Hala simdi bile merak eder dururum…
KOLEJE GITMEYE HAK KAZANDIN...
Dördüncü sinifin bitmesine bir kac ay kala Fraulein Sollors bana bir evrak uzatarak,
‘’Koleje gitmeye hak kazandin, bunu ailene imzalat’’, dedi.
lkokul dördün sonuna dogru, not ortamasina göre ögrenciler devam edecekleri okullara secim yaparladi. Karne ortalamasi en yüksek olanlar Gymnasium’ a, biraz daha düsük olanlar Mittelschule’ye gecis yapmaya hak kazanirdi. Not ortalamasi tutmayanlar ilk ögretim okullarinda kalir, hatta tamamen düsük not ortalamasi olanlar Sonderschule dedikleri, geç algilayan cocuklarin gittikleri okullara gönderilirdi.
Hauptschule de (Ilkögretim okulunda) kalanlar dokuzuncu sinifin sonunda mezun olur, meslek liselerine veya daha farkli egitim kurumlarina not ortalamalarina göre secim yaparlardi.
Koleje gitmeyi cok istiyordum, notlarim da oldukca yüksekti. Fraulein Sollors'un verdigi evraki aksam babama imzalamasi üzere uzattigimda bir sey demeden bakti.
Bir kac gün sonra ögretmen hala evraki getirmedigimi fark edince nedenini sordu.
‘’Babam hala imzalamadi’, dedim.
Eve geldigimde babama israrla imzalamasi icin baski yaptimsa da,
‘’Bu sene temelli Türkiye’ye dönecegiz orada koleje gidersin!’’,
Babamin son sözüydü bu.
Imzalanmamis kagidi Fraulein Sollors’ a geri verdim. Nedenini sordu. Türkiye’ye dönecegimizi söyledim.
‘’Yarin aileni cagir konusmak istiyorum’’, dedi.
Ama ailem ögretmenle görüsmeye gitmedi. Ve ben koleje gidemedigim gibi Türkiye’ye de dönmedik..
Notlarim gittikçe düsüyordu. Fazla ders calismiyordum. Nasilsa bu okulda kalacaktim o halde sadece gereken ödevleri yapmam yeterliydi....
DOKTOR GERCEKTEN KATIL MIYDI?
Iyice halsizlesmistim. Kolumu kadiracak halim yoktu. Sonunda bizim evin yakininda muayenehanesi bulunan cocuk doktoruna gittik. Teshis: Kansizlik! Bu yetmiyormus gibi bir de her gün igne olmak zorunda kaliyorum. Bir gün sol popodan, diger gün sag popodan igne olmaya basladim. Acidigi halde hic aglamiyorum! Fakat ne olduysa bu tedaviden sonra oldu. Yürüyemiyordum. Ayaklarima basamiyor, hissedemiyordum. Babam careyi bisiklet almakla buldu. Her gün beni bahceye indirip ayaklarimi calistirirdi. 0n bes gün sonra tekrar yürümeye baslamistim.
Yürümeye basladiktan kisa bir süre sonra mahallede doktor hakkinda garip söylentiler baslamisti. Duyduklarim beni dehsete düsürmüstü. Acaba dogru muydu?
Doktor, bebek ve cocuklari öldürüp bahcesinde gömmüs!
Gercegi hic bir zaman ögrenemedim. Ögrenmekte istemedim aslinda...Doktor muayenesini kapatmis coktan oradan uzaklara gitmisti bile....



