Textversion
Textversion

TIDOPLI- BEDEN RUHSEL GELISIM N.HANSOY SIZ TÜRKLERI TANIYOR MUSUNUZ?.. FOTOGRAF GALERI MüTEVAZI - Mütevazi .. ARASINDAKI FARKI BILMEK.. KELIMELERLE ANLASTIM, HAYATIMI DEGISTIRDIM.. ESIN KARACA NILGÜN HANSOY YENI BIR GÜNE HEP UMUTLA BAKMAK..... REIKI HAKKINDA OLUMLAMA CUMLELERI... TRANSFORMAL NEFESE KATILDIM BIRINCI KUSAK TÜRKALAMANCI, TOPLUMSAL FARKLIKLAR I.BIRINCI KUSAK TÜRKALAMANCI, TOPLUMSAL FARKLIKLAR 2.BIRINCI KUSAK TÜRKALAMANCI, TOPLUMSAL FARKLIKLAR 3.SIHIRBAZ SAPKALARINLA OKULA GIDIYORUZ... 4. BÖLÜM 1964 ''ALLAH HER YERDEDIR'' 5. BÖLÜM BAYRAMLAR VE TÖRENLER 6. BÖLÜM ''SESSIZLIK TÜM EVRENE YANSIRDI'' 7. BÖLÜM 1963-64 MEMLEKETLER ARASINDAKI FARK.. 8. BÖLÜM HOOJJ GELDINIZ ISTANBUL 1964 IX. BÖLÜM ISTANBUL 1964 KADINLAR AYRI PLAJA X. BÖLÜM.. DEVAMI YAKINDA.. SAGLIK - HOBI - BILGI SITELERI KIZILDERILI SEF SEATTLE BIR TAPINAKTAN ALINTI YAZI

2.BIRINCI KUSAK TÜRKALAMANCI, TOPLUMSAL FARKLIKLAR

4. BÖLÜM 1964 ''ALLAH HER YERDEDIR''

3.SIHIRBAZ SAPKALARINLA OKULA GIDIYORUZ...

2006yiliinda bile 44 sene öncesi gibi ayni.



KUYUDAN KURTULDUM....

Tekrar Almanya’ya gelmistim ve büyük bir sürprizle karsilasmistim. Babamin calistigi sirkete ait daireye tasinmistik. Daire üc odaliydi. Salon ve mutfak ana caddeye bakiyordu. Sabahlari günes tüm sehvetiyle 'uyanin, sabah oldu, bugün cok güzel bir gün olacak’ müjdesini verircesine isil isil salona yansirdi….
Yatak odalari evin arka cephesine bakiyor veee artik kendimize ait bir banyomuz bile vardi. Banyoda küvet ve alafranga tuvalet olmasi, daha önce oturdugumuz evin kuyuya benzer tuvaletinden cok farkliydi. Nihayet kuyuya benzer yere gitmekten kurtuImustum ve ilk defa alafranga* tuvalet görüyordum.

Tekrar tuvalet muhabbetine döndügüm farkindayim ama tuvaletlerin ne kadar önemli oldugunu 'Memleketler ve Gümrükler' bölümünde siz de benimle birlikte göreceginizden eminim...

* 1960 li yillarda cok az sayida alafranga tuvalet vardi.


MAÇLARI IZLEMEYE GIDERDIK..

Babam Almanya'ya geleli Atletizm ve Voleybol ile ilgilenmiyordu. Fakat kisa bir süre sonra calistigi Saba firmasinda Sporcu oldugu anlasildigindan beri sirketin voleybol takiminin da antrenörlügünü üstlenmisti.

Hafta sonlari hep birlikte baska sehirlere voleybol maçlarina giderdik. Ancak hiç bir maci izlemezdim bunun yerine etrafta dolanip spor aletlerinin üzerinde ziplar dururdum.






NOEL BABA

SENEYE GELDIGIMDE YÜZÜNÜN GÜLDÜGÜNÜ GÖREYİM...

Yılbaşı yaklaşıyordu, komsumuz *Frau hammer apartmandaki bütün cocuklari Noel baba gününü kutlamak üzere evine davet etti.
Ilk defa Noel babayı görecektim. Heyacanlıydım.. Hediye vereceğini duymuştum...Acaba bana ne getirmişti?...

Noel baba kalın sesiyle selam vererek salona girdi, konuştu, tek tek bütün çocukları yanına çağırdı, hatasi olana bir daha yapmamasini söyledikten sonra hediyelerini verdi.
Heyecanlıydım. Acaba Noel baba bana ne diyecekti?

Bana sira geldiginde Noel babanin yanina gittim. Hafif diz kirarak selamimi verdim ve bana söyleyeceklerini beklerken bir yandan da hediyemi merak ediyordum.

Yüzüme uzun uzun bakti, ciddi bir ifadeyle parmaklarini kaldirarak,
- ‘Seneye geldigimde yüzünün güldügünü ve herkese selam verdigini görmek istiyorum ve ona göre de hediyeni verecegim’’, demez mi?
Cadi kadin yine yapacagini yapmis beni gülmüyorum diye Noel babaya sikayet etmisti.


*(Bayan)


KIZLAR DIZLERINI BÜKER, ERKEKLER BASLARINI EGER

Oysa tanidigimiz her kisiye
- ‘’Guten Morgen’’, (Günaydin)
öglenleri ise
- ‘’Guten Mittag’’, (iyi öglenler)
aksamlari da
-‘’Guten abend’’, (Iyi aksamlar) derdik.
Türkiye’de ögrendigimiz gibi büyüklerimize kapiyi tutar, gecmelerini beklerdik. Misafir geldiginde yaslilarin elini öptügümüzde hayretler icinde kalirlardi. Bu adeti bilmediklerinden bizim ülkede yasli insanlarin saygidan dolayi eli öpüldügünü aciklardik.
Burada ise çocuklar yaslilarla tokalasirken kizlar dizlerini büker, erkekler ise baslarini öne egip saygi durusunda dururdu.


SIHIRBAZ SAPKALARI?

SIHIRBAZ SAPKALARINLA OKULA GIDIYORUZ...

Annemin en kücük kizkardesi Güler de artik bizimle birlikte yasiyordu. Yakin bir zamanda okula baslayacaktim ve Güler de lisan kursuna gidecekti.

Okula baslayacagima yakin annemle alisverise cikiyoruz.
Magazada sihirbaz sapkalarini andiran rengarenk sapkalar dikkatimi çekiyor. Bir tanesini alip icini bir sürü sekerler ve cikolatalar ile dolduruyoruz. Neye ve nicin lazim oldugunu bilmiyorum ama yine de hosuma gidiyor.

Nihayet okula baslayacagim gün geliyor. Ögretmenler bir diger sinifa gitmemi önerdiyseler de ailem Almanca’yi ögrenmem ve yasitlarimla ayni sinifta bulunmam acisindan uygun görmemisti.

Okula giderken, elimde sihirbaz sapkamla birlikte evden cikiyoruz. Okula geldigimizde tüm birinci siniflarin ellerinde rengarenk bu sapkalardan görüyorum.
Teneffüslerde okul bahçesine ciktigimizda her birimizin elinde sapkalarla ortalikta dolanarak icindeki sekerlemelerden atistiriyoruz.

Ilk gün okulda büyük bir keyifle olan bitenleri saskinlikla izliyor ve kendimi burada emniyette hissetmenin huzurunu yasiyordum. Bir yandan Türkiye’de yasadigim olaydan sonra üzerimden atamadigim korku vardi. Diger günler ne olacakti acaba? Yabanci bir yerdeydim ve beni yapmadigim seylerden dolayi ögretmene sikayet edecekler miydi?...

Almanya'da ki okulda her sey cok farkliydi. En güzeli ise burada ögrencilerin önlüksüz okula gitmesiydi. Diger günler seker sapkalarimizla okula gitmedik. Dersler baslamisti ve Türkiye’ye göre dersler çok hafifti. Okuma ve yazmayi zaten biliyordum. Bütün dersler el yazisi ile yaziliyordu ve alfabeyi ezberlemek cok önemliydi. Derslerin disinda spor, resim ve müzik dersleri vardi. Müzik derslerinde ezberledigim bir sarkiyi halen animsarim:

Sim sala bimbam basala dusa la dim
Auf einem Baum ein Kuck kuck sass
Da kam ein junger Jaegersmann
Und schoss den armen Kuck kuck tot..
Simsalabimbambasaladusaladim
Und als ein Jahr vergangen war
Da war der Kuck kuck wieder da


SAATI BILMIYORUM DIYEMEDIM...

Okulun ders yili Türkiye’deki gibi yaz basi sona ermez, yaz tatili biter bitmez diger yari yil devam ederdi. Ikinci sinifa gectigimde Almanca’m gittikce iyiye gidiyordu. Sessiz ve caliskan bir talebeydim.

Herr Gawlik, sinif ögretmenimiz, orta boylarda, kirk yaslarinda, gözlüklü son derece sakin güler yüzlü bir ögretmendi. Almanya'da ögretmenlere bay veya bayan diye hitap edilirdi.

Bir gün dersteyken disaridaki duvar saatinin kac gösterdigine bakmami istedi. Ben saati bilmiyorum, diyemedim....
Okulun koridoruna ciktigimda hademeyi aradimsa da bulamadim. Bahçeye cikip etrafima bakindim, birini görsem de saati sorsam diye kivraniyordum. Ne kadar zaman geçti bunu bile bilemedim. Zaman kavramim hala gelismemisti. Sonunda bir bayana rastladim.
- ‘’Lütfen bana saatin kaç oldugunu söyleyebilir misiniz?’’,diye sordum,
Müthis bir hazla sinifa geri döndügümde,
- ‘’Saat 10.00’’, derken büyük bir is basarmanin keyfini cikariyordum.
Herr Gawlik neden bu kadar oyalandigimi sordugunda
- ‘’tuvalete gittim’’, diyebildim.

Okuldan eve gelir gelmez saat resimlerini deftere cizmeye basladim. Her bir sayfaya saat dilimlerini kitaptaki gibi çizdim. Altlarina da hangi saati gösterdiklerini yazdim. Bütün gün saati calistim.

Gece yatagimda yatinca, uykuya dalana dek icimden tekrarladim ve ertesi gün okula gittigimde saati ögrenmis olmanin gururuyla sinifa girdim ve Herr Gawlik’in bana tekrar saati sormasini sabirsizca bekledim. Ama ne yazik ki bir daha bana saati hic sormadi...

TÜRKIYE AFRIKADA MI?

Okulda ilk günler yadirganmis olsam da zamanla bana alistilar. Nereden geldigimi ve nasil bir ülkede yasadigimi merak ediyorlardi. Sadece arkadaslarim degil ögretmenler de daha fazla bilgi edinmek istiyorlardi.

- ‘Nerede orasi?’,
- ‘’Nasil bir yer orasi?’,
- ‘Afrika’da mi?’’,
Bu gibi ve buna benzer bir sürü soruyla karsilasiyordum. Bugüne kadar bende hiç incelememistim dogrusu. Sadece Türk’tüm ve Istanbul’da dogmustum. Haritada bütün sinifla Türkiye’yi inceliyor ve Istanbul’u buluyoruz. Herkes Afrika’da filan saniyormus.

Ertesi gün yanima bir çok aile fotografi alarak okula gidiyorum. Bizim resimlerimizi görünce saskinliklari biraz daha artiyor. Almanya’ya geldikten sonra siyah carsaflarimizi cikardigimizi saniyorlarmis. Herr Gawlik bile bu saskinligini dile getiriyor. Fotograflara baktikca Türkiye'ye özlemim bir kat daha artiyordu ama diger yandan ne kadar modern oldugumuzu göstermenin ukalaligi ile resimleri sinifta bir bir anlatiyordum. Tüm bir saat bana ayrilmisti.

Dogum günlerimiz, nisan ve nikah törenleri, kiyafetlerimiz bile siniftaki arkadaslarimi hayrete düsürmüstü.
Babamin atletizm yaptigi
1950 yillardan çekilmis fotograflari, Türkiye rekorlari, gazetede cikan haberleri, annemin1950 yillarinda Bulgaristan’da paten kayarken, anneannem ve dedemin fotograflari….
Babaannemin
1923 den önce cekilmis feraceli ve daha sonra da modern hali ile dizine kadar upuzun sacli fotograflarini görenler, Mata Hari veya ünlü bir artist sanmislardi
Dedemin
1917 yillarinda Almanya’da cekilmis fotograflari bana hayranliklarini arttirmaya yetmisti…

Atatürk hakkinda, Türkiye’de birinci sinifta edindigim bilgilerle ve babamdan ögrendiklerimle aydinlatmaya calisiyordum. Atatürk’ün ne kadar büyük bir lider oldugunu, Türkiye’yi *laik bir devlet yaptigini , kadinlara, cocuklara ve dogaya cok deger verdigini anlata anlata bitiremiyordum.
Bir saatin sonunda zil calinca zamanin ne kadar çabuk gectigini fark etmemistik bile.....



*Laiklik ne demek?:

Laiklik yalnız din ve dünya işlerinin ayrılması demek değildir. Bütün yurttaşların vicdan ve din hürriyeti de demektir..
M.K.Atatürk:

*Trennung von Staat und Kirche

MAIKAFER



MAIKAFER

Havalar iyi oldugunda ormana yürüyüse çikardik. Kalabalik gruplar halinde sehir disinda ormana gittigimizde önceleri kurbaga yavrulari toplayip kavanozlara doldurdumsa da fazla yasamadiklarindan dolayi Maikaefer*(Mayısböceği) toplamaya baslamistim.

Ayakkabi kutularinin içine otlari doldurup kapaklarina delikler açar, içine yüzlerce Maikaeferleri doldurup eve getirirdim. Fakat eve sokmama izin olmadigindan bodrumda bulunan sandik odasina birakmak zorunda kaliyordum.

Orada birakiyordum ama aklim hep böceklerdeydi. Bir yolunu bulup eve sokmam gerekiyordu ama nasil yapacagimi da bilmiyordum...
Bir gün kimsenin dikkatini cekmeden böcekleri gizlice eve getirdim. Banyoda bir yere sakladim.
Ertesi sabah annemin çigliginla uyandik! Eyvahhhh!!
Böcekler kutudan bir sekilde çikis yolu bulmus ve bütün evi sarmislardi. Evin ici tamamen binlerce böcekle dolmus, her yere yapismislardi....
Ayaklari yapiskan alti ayakli yaratiklar vücuda konduklarinda zararsiz olmalarina ragmen igrenç görüntülerinle yeterince ürkütücü olmuslardi.
Annem bir yandan söyleniyor bir yandan da temizlik yapmaya baslamisti. Pazar günü oldugundan ise gitme telasi yoktu da böcek harekatini rahatlikla sürdürebiliyordu!
Hiç sesimi çikarmadan böcekleri birer birer kutuya topluyordum bir yandan da nereye birakabilsem diye düsünüyordum. Ama ne yazik ki evde tutmam imkansizlasmisti!
Bütün Pazar günü temizlikle geçti ve böcek tatbikati bitince bir daha eve böyle yaratiklar getirilmesi yasaklandi.


*(Türkçe tercümesi:
Mayis böceklerinin bir türü




UZAYDAN GELMISIZ GIBI BAKARLARDI..

Bahar ve yaz aylari okul sonrasi mahallenin cocuklari bahcede oyun oynarlardi. Bende komsumuzun kizi Greta ile bahçenin bir kösesinde cimlerin üzerine serdigimiz battaniyenin üzerinde evcilik oynardik.
Benim yabanci oldugumdan dolayi mi yoksa Greta'nin gözlerinin hafif cekik olusundan mi bilemiyorum diger cocuklarin dikkati üzerimize yogunlasirdi. Bizi sanki uzaydan gelmisiz gibi dikkatle incelerler, kesinlikle yanimiza yaklasmazlardi. Birakin yanimiza yaklasmayi birde bize dillerini cikartirlar ellerinle de nanik isaretleri yaparlardi. Ne kadar orali olmamaya gayret göstersekte ister istemez yaptiklarini görüyorduk. Yine de aldiris etmeden evcilik oyunumuza devam ederdik. Porselen oyun servis takimlarinla birbirimize 'olmayan' kahve ve pastalar ikram eder, oyuncak mutfak ve oda takimlarinlarimizla evin seklini degistirirerek, bebeklerimize kiyafetler giydirip cikartirken kendi hayali dünyamizda oyunlarimizi sürdürürdük..
Mahallenin cocuklarinla ilgilenmedikce zamanla bizi kizdirmalari azalmisti. Aylar sonra bize yanasmaya bile baslamislardi. Etrafimizda dolanip bizi pür dikkat izlemelerine ragmen bir kelime dahi konusmazlardi.
- ‘Hadi gelin hep birlikte oynayalim’ diye seslendigimizde hic itiraz etmeden oyunumuza katilmislardi.




GRETA

Okul arkadaslarimin disinda tanistigim ilk kisi Gretay'di. Sessiz, sakin kendi halinde bir kizdi. Greta benden yasca büyük olmasina ragmen ayni boydaydik.
Havalarin soguk oldugu günler Greta’nin annesi beni evlerine davet ederdi. Greta ile evcilik oyunlarimizi burada sürdürken agabeyi bizim bulundugumuz odaya dalar üzerindeki atletini parcalardi. Ilk zamanlar cok korkmustum ama Greta'nin annesi korkmamam gerektigini, onun bizi görünce cok sevindigi icin bunu yaptigini anlatti.

Oyunlarimizin esnasinda Greta'nin annesi bize sütlü çikolata ikram eder yanina birer tane kek veya bisküit koymayi da ihmal etmezdi. Iki saniyede önümüze getirilen yiyecekleri silip süpürürdük…

Greta’nin annesi calismiyordu, fakat disaridan aldigi ‘ev islerini’ * evden sürdürüyordu. Oglu tamamen bakima muhtac oldugundan haftanin her günü annesi onu özel egitim merkezine götürüyordu. Bu okulda aldigi egitim sayesinde ileride ebeveynleri hayatta olmadigi zaman kendi ayaklarinin üzerinde durmasini ögrenecekti.
Greta da bu okula gidiyor fakat simdiye kadar aldigi egitimden dolayi her seyi rahatlikla yapabiliyor ve konusulan her kelimeyi kolay algiliyordu. Ileride okulu bitince kendisine uygun bir is yeri ayarlanacak ve calismaya baslayacakti.
Aslinda bu okullara giden cocuklar genelde yatili kalirdi fakat Greta'nin annesi oglunu yatili birakmamak icin büyük mücadele vermisti. Özel bir izinle bunu basarmis olmasina ragmen devlet tarafindan cocuklara düzgün ve sorumlulukla bakimi yapildigina dair gözlemleniyordu..

Bu okullara giden cocuklara özel ders programlari uygulanirken ayni zamanda da on sekiz yasindan sonra hayata atilabilmek üzere meslek ögretiliyordu..Her birinin yetenegine göre hazirlanan meslek egitim programlari uygulanirken resim dersleri oldukca agirlik kazaniyordu.....
ayni zamanda spora ve yüzmeye verilen önem sosyal yasantilarina ayri bir keyif katiyordu..

• heimarbeit ( fabrikadan evde yapilmak üzere alinan isler)

Not:2004 yilinda Almanya'ya gittigimde carsida Greta ile karsilastim. Yillar sonra bile beni tanimasi cok duygulandirmisti. Calistigini ve tek basina oturdugunu anlatti.


Burada ufak bir not daha ilave etmek istiyorum. Gerci ilerideki bölümlerde egitim sistemine deginecegim.
Bütün okullarda spor, yüzme, resim, müzik el sanatları ve kızlara o yıllar yemek ve pratik dikis ve örgü dersleri bile vardı.