8. BÖLÜM HOOJJ GELDINIZ ISTANBUL 1964
EHLIYETINI KASAPTAN MI ALDIN?..
Edirne’den ayrilir ayrilmaz Istanbul’a dogru yolumuza devam ediyoruz. Yollarda artik trafik kurallari gecerli degil!
Kim önce yolu kaparsa hükümdarligini sürüyor.. Babam cok dikkatli kullaniyor arabayi. Bizi son sürat gecenlere de,
-‘Tabakhaneye gidin, bizim acelemiz yok’, diyor…
Yollar, aslinda bazi bölgelerde yol demeye bin sahit ister ama yine de yol iste, hicte düzgün degil.
Arabanin motoru da iyice isinmaya basliyor. Istanbul’a kadar bir kac kez mola veriyoruz. Istanbul’a yaklastikca trafik hepten felc. Aslinda felc de denilemez ya.. Her taraftan bir araba cikiyor, kornalar caliyor, bagiris cagiris...
Bir cok kimse arabayi sol elini camdan asagiya sarkitarak kullaniyor. Bazilarinin elinde sigara, dünyayi ben yarattim havalarinda…
Kavsaklarda babam ne yapacagini sasiriyor, beklese kimse yol vermeyecek, beklemeyince de
-‘Alamanyali önüne baksana’,
‘Ehliyetini kasaptan mi aldin’, gibi laflar etraftan sürücüler sesleniyor..
Babami hic küfür ederken duymamistim ama bu trafik iyice sinirlerini bozmus ve sürekli
-‘esogluesek’, demeye baslamisti.
Babam arabayi kullanirken, annem de babamin iki gözüne kendi iki gözünü de katarak etrafi iyice dikizlerdi.
‘dat, datttt, dat’, sürekli korna sesleri hic susmadan caliyordu..
Nereye bakacagimi sasirmistim artik. Denize mi baksam, Insanlara mi, yola mi, saticilara mi? Az kalmisti! Hadi baba, biraz daha gayret!
HOJj GELDINIZ!
Sükürler olsun! Sonunda kazasiz belasiz Istanbul’a variyoruz. Anneannemin ve dedemin oturdugu sokaga girer girmez mahallenin bütün cocuklari arabayi takip etmeye baslamislardi. Kapinin önüne gelene kadar da hic ayrilmadilar. Kapiya yanasir yanasmaz anneannem ve dedem bize dogru geliyor..
-‘Hojj geldiniz’, diyerek bizi karsiliyorlar…
ANNEANNEM VE DEDEM
Anneannem ve dedem Bulgaristan’dan 1950 yillarinda Türkiye’ye göç etmişlerdi. Dedem anneannemlerin çiftliğinde çırak olarak çalışdığında birbirlerine ilk görüşte aşık olmuşlar.
Aşık olmuşlar ama evlenmelerine asla izin verilmeyecegini bildiklerinden
anneannem durumu teyzesine anlatmis. Teyzesi kaçmalarına yardım edeceğini söylemiş. Bir gece her ikisi de çiftlikten ayrılarak Sofya’ya yerleşip evlenmişler.
Evlendikten sonra dedem bir erkek berberin yaninda ise baslamis. Daima dedemin kendisine sac trasini yapmasini isteyen daimi müşterileri olan Yahudi bir banka sahibi bir gün dedemin neşesinin olmadığını görmüş. Dedemi konusturmaya zorlamis ama dedem hic bir sekilde müsterisine acilmamis..
Banka sahibi berbere gittikce her seferinde dedemi biraz daha konusturmaya zorladiktan sonra dedem kendisine açılmış.
-''Zengin bir aile kızınla evlendim. Alışık oldugu hayatı veremiyorum diye kahroluyorum'', demiş.
Bunun üzerine adam dedeme borç para vermeyi önerdiyse de, dedem bunu kabul edemeyeceğini söylemiş.
-‘Sadece borc verecegim, ne zaman ödersen öde’, demis..
Borç vereceğim diyerek sonunda dedemi ikna etmiş.
Bir müddet sonra dedem kendi berber dükkanını açmış. Isleri cok iyi gitmis. Sehirde saygin bir berber dükkani haline gelmis. Kazandiklarini biriktirmis, anneanneme ve ailesine istedigi gibi rahat bir hayat sunmus ve bir kaç yıl sonra da bankacıya parasını geri götürmüş. Adam hiç şaşırmamış.
- ‘Biliyordum geri getireceğini demiş’.
Yıllar aylar birbirini kovalamış. Hayatları refah içinde geçerken Ikinci Dünya Savaşı başlamış. Şehir borbardıman altında tutulunca bodruma inerlermiş.
Mahallede binaların yerle bir oldugunu görünce ve yiyecek bulma imkanları zorlaşınca köye akrabalarının yanına gitmeyi uygun görmüşler.
Savaş bittiğinde Sofya'ya geri gelmişler fakat bir zamanlar kendilerine ait olan apartmana devlet el koymuş ve tüm aile bir kücük daireye yerleşmiş. Dükkanda artık devletin malı olarak dedem işci olarak çalışmaya başlamış.
EGİTİM SEFERBERLİGİ
Gençlere egitim seferberligi ile birlikte sosyal aktivitiler ve paraşüt atlama dersleri bile ilave edilirken annemin bize anlattıgı cok hoş bir anıyı burada anlatmadan geçemeyecegim...
Bir gün sınıfla paraşüt atlamaya gitmişler. Annem o kadar zayıfmış ki, beline ve omuzlarına kum torbaları asmışlar.. Paraşütle atlamış.. Atlamış ama düşmesi gereken yere düşememiş... kilometrelerce ileriye sürüklenip bir agacın tepesine takılmış.. Orada saatlerce bekledikten sonra kendisini bulmuşlar ve bir daha da paraşütle atlamasına izin vermemişler..
TÜRKİYE'YE GÖC
Bu arada dedem bir kaç kere rejime karşı geldiğinden dövülmüş. Bulgaristan'da kalmak istiyorsa rejime karşı gelmeyecek ya da yaşadıkları yeri terk edip Türkiye'ye göç etmesi için baskı yapılmış.
Annem de o sırada lisede güzel bir teklif almis, devlet tüm okul masraflarini karsiklayarak egitimini üstlenmeyi teklif etmiş. Sadece annemin degil tüm örgencilerin egitim seferberligi hükümet tarafindan son derece önemliymis.
Fakat annem kabul etmemis. Annem ailesinle birlikte Türkiye’ye göc etmeyi uygun görmüs.
Her şeylerini bırakıp Türkiye’ye göç etmişler. Üsküdar'da bir konakta yasayan anneannem ve dedemin kacmasina yardim eden büyük teyzelerinin yanına yerleşmişler. .
Ilk zamanlar çok sıkıntı çekmişler. Türkce konusmakla zorlandiklari gibi is bulma imkanlari da oldukca zormus.
Anneannemin bir diger kardeşi terziymiş. Annem arada sırada teyzesine yardıma giderek biraz para kazanarak ailesine destek olurmuş. Hatta bir Türkiye güzeli Avrupa Güzellik yarışmasına katılmadan önce Zehra Teyze'ye yarışma öncesi tüm kıyafetlerini diktirdiginin rivayeti bile vardı..
Kısa bir müddet sonra Devlet dedem ve ailesine Taşlıtarla’da arsa ve tek katlı bir ev tahsis etmiş. Böylece buraya taşınmışlar.
Dedem evin diger bölümlerine kücük odalar ilave ederek kira geliri elde etmiş.
DAAAT, DAAT, DAATTT, YANI CABUK OL DEMEKMIS
Nihayet arabali vapura variyoruz, gerci varmak diyemem cünkü siraya girmemiz gerekiyor.. Cok kalabalik. Üc saatten fazla bekledikten sonra sonunda arabali vapura binebiliyoruz.
Arabadan iniyorum. Arkamda Avrupa yakasi kaliyor, Asya'ya dogru yol alirken her tarafi iyice inceliyorum.. Istanbul...
Yalilar tüm sehvetiyle inci gibi dizilmis bogazin gerdanini süslerken, tarihi evlerinle, camilerinle, yesillikler icerisinde kusatilmis..
Bu doyumsuz güzellik insanin bütün yorgunlugunu aliyor..
'Siiimittciii',
sirasi miydi simdi simitci böyle bagirmanin... simitci tüm dikkatimi dagitmis, bagirmasina devam ederken, arabali vapur Harem'e yanasmak üzereydi.
Vapurda gezinen herkes arabalarinda yerini alir almaz
'datt datt', korna sesleri yine basladi..
Yani cabuk ol demekmis.. Daha arabali vapur yanasmadan motorlar calistirilmaya baslanmisti bile.. Ucarak mi cikacaklar acaba?
Vapur yanasir yanasmas Harem'e inmeye calisiyoruz ama her taraftan bir araba önümüzü kesiyor.. Sonunda babam bu isi de basariyor ve Kadiköye dogru yol aliyoruz..




