5. BÖLÜM BAYRAMLAR VE TÖRENLER
IKI ÜLKENIN INSANI BIRBIRINLE KAYNASMISTI..
Almanya’ya geleli Türkiye’ye özlemden baska zorluk yasamiyordum. Bizim sehire yerlesen Türklerin bir cogu Istanbul'dan gelmisti. Villingen’e yerlesenlerin arasinda bir kismi yuksek tahsilli olmasina ragmen fabrikalarda isci olarak calisiyordu ve hepsinin hayali bir kac yil Almanya'da calisip tekrar Türkiye'ye dönmekti. Gurbette bir yandan gecim mücadelesi verirken diger yandan her iki ülkenin insani birbirinle kaynasmis uyum icinde yasamlarina devam etmeye gayret gösterirdi....
Bizler onlarin örf ve adetlerini, bayramlarini, törenlerini, fasinglerini ilgi ile izlerken onlar da bizim ülkemizin adetlerine merak sarmislardi..
WUNDERBAARR..
Alman ailelerinle ve komsularimizla iyiden iyiye hasir nesir olmustuk. Dogum günlerimizde annem komsularimizi ve arkadaslarimizi ayni Türkiye’deki gibi davet ederdi.
Bize geldiklerinde annemin yaptigi cesitli pasta ve keklere sasirir,
- ‘’Das schmeckt aber guutt’’, (Çok lezzetli)
- ‘’Wunderbar’’, ( Harika)
diye memnuniyetlerini dile getirirlerdi..
Bizim Türk mutfagina, bol ikram karsisinda hayretlerini dile getirmekten cekinmezlerdi.
Annem de Türklerin misafirperverligini ve adetlerini anlatirken iligiyle dinlerlerdi. Yemek adetlerimizin farkliligi her iki ülkenin insanini keyifli bir lezzetle birlestirmisti...
SU ICMEYI BILMEZLERDI...
Zaman icerisinde bizleri de davet etmeye baslamislardi..ve misafirlige gittigimiz zaman kisi basina birer kek veya bir dilim pasta ile kahve ikram ederlerdi.
Daha önce de I. Bölümde bahsettigim gibi öglenleri sicak yemek yerler, aksam yemekleri ise sadece kahvaltidan ibaretti. Sade, hafif yemekler yerlerdi.
Sabahlari cay bilmezlerdi. Makine kahvesi kahvaltida ve ikindide oldukca revactaydi.
Gün boyunca susadiklarinda gazoz, elma suyu veya su yerine soda icerlerdi. Su icmeyi bilmiyorlardi.
Biz Türkler su ictikce sasirmalari icin bir neden daha beliriyordu..
Yemek disinda bahsedebilecegim bir diger konu da masa süsleme meraklariydi. Özenle hazirlanan masalara hayran kalmamak mümkün degildi...
YILBASI
Yilbasi yaklasiyordu. Günler önceden Çam agacları evlerde salonun bas kösesinde bir gelin gibi bastan asagiya en güzel süslerle süslenir, tüm endamiyla boy gösterirdi.
Sehirde, carsida ve magazalarin her tarafinda süslenmis cam agaclari o sessiz sakin sehirlerin canlanmasina katkida bulunurdu. Hele geceleri her taraf isil isil renk cümbüsünle ayri bir hava katardi.
Herkes bir telas icindeydi. Hediyeler alinir, güzel paketler halinde cam agaclarin önüne dizilirdi.
6. Aralık günü sokaklarda Noel babalar dolasir cocuklara ufak hediyeler dagitirdi. Evlerde ise masalimsi görüntüler hakim olur aksam oldugunda ise aile halki birbirlerine hediyelirini sunarlardi.
FASING...
Yeni yila 'Merhaba' diyerek, Fasing icin hazirliklar baslardi.... Aslinda karneval onbirinci ayin on birinde saat on biri on bir gece Mainz sehrinde görkemli törenlerle acilisi yapilirdi.
Eyaletten eyalete karneval Almanya'nin bütün sehirlerinde farklı tarihlerde devam ederdi. Sehir merkezlerinde konvoylar halinde gecitler düzenlenir gecit sirasinda avuc dolusu sekerler ve cikolatalar halka firlatilirdi.
Kara ormanlar bölgesinde fasingin baslamasina daha uzun bir zaman vardi. Baslamasına az bir zaman kala alisveris merkezlerinde karneval kiyafetleri ve her türlü fasing malzemeleri satisa sunulurdu.
Nihayet Ocak veya Subat ayinda Fasing bizim sehire konuk olurdu...
Büyük kücük herkes kiliktan kiliga bürünürdü. Törenin baslayacagi sabah halk erken saatlerde geciti seyretmek üzere büyük bir coskuyla sehir merkezinde yerini alirken, biz cocuklar sabirsizlikla konvoylardan atilan seker ve cikolatalari kapmak icin en ön yerlerde durmaya özen gösterirdik.
Gecite katilanlar ''Ahoi'', veya ''Rabarber'' diye bagirdikca halk ayni sekilde cevap verirdi. Havanin cok soguk olmasina ragman hic bir sey bu geciti seyretmeye engellemezdi.
Cok soguk derken, belirtmem gerekir ki, kis Kara ormanlar bölgesinde eksi yirminin altinda gecer ve sehirin her yeri metrelerce yükseklikte karlarla kapli olmasina ragmen fasingi asla etkilemez bilhassa insanlar daha bir coskun olurdu. ..
YUMURTALAR SEPETE, CIKOLATALAR MIDEYE...
Paskalya bayramindan bir kac gün önce Karfreitag dedikleri günde halk kiliseye gider günah cikarirdi.
Almanya’da bayramlara, kutlamalara ve dini törenlere cok önem verilirken ayni zamanda da her dini bayramin bir sembolü vardi.
Mart ayinda fasing biter bitmez tüm ülkede Paskalya bayrami icin hazirliklar baslardi.
Paskalya bayrami arifesinde her bayram öncesi gibi hazirliklar titizlikle baslarken bayram ve törenlere uygun cesit cesit malzemeler marketlerin standlarini süslüyordu.
Haftalar önceden okullarda el isi derslerinde ögrenciler büyük bir titizlikle yumurtalari boyamaya baslar, yumurta bir igne ile delinir yumurta aki akitildiktan sonra agirligi seffaf denilecek ölcüde olunca boyamaya baslanir ve rengarenk yumurtalar yaratilirdi. Ayni islemleri halk evinde de uyguladiktan sonra boyanmis yumurtalar ve cikolatadan tavsanlar ufak sepetlerin zemininde kagit cimlerin bulundugu sepetlerin icine yerlestirilir ve bu sepetler bayram günü cocuklara hediye edilirdi.







