ESIN KARACA
BEN YİNE SAHNEDEYİM
Işıklar söndü. Bir perde daha kapandı. Heyecan ve korku doluyum. Yarın yeni bir gün olacak ve ben yine sahnede olacağım. Kostümlerimi giyeceğim. Bana eşlik eden insanları sevgiyle selamlayacağım. İçimdeki sevgiyi onlara açıp onlardan gelen yansımayı göreceğim. Belki beni sevecekler belki bana inanmayacaklar. Ama ben pişkin pişkin gülümseyeceğim, gözlerimdeki ışık “ben böyleyim” diyecek.
Dudaklarımdan çıkamayan kelimeler avazı çıktığı kadar bağıracak beynimde “Sizin yaşam hakkınızı sınırlandırmıyorum, siz de bana karışmayın!
”Korkularımla birlikte kendimi koruma altına aldığım bir düşünce bu farkındayım. Farkındalık…Farkındayım yaşıyorum,farkındayım nefes alıyorum, farkındayım sahnedeyim, farkındayım bir gün öleceğim.
O zaman “ne yapıyorsun sen?” demezler mi adama.
Evet,ben sahnedeyim –kendim olarak-kimsenin etkisi altında kalmadan hayata “evet” diyorum. Hayatla sonsuz nikahımı kıymak istiyorum. Soluduğum her nefeste bir melodi kulağımda. Alçalıyor, titriyor, yükseliyor daha keskin bir şekilde alçalırken asileşiyor aniden,yükseliyor:
”Haydi,bırak inadı zevk al, İçindeki müzik yerlerden göğe yükselsin. Haydiiiiiii!”
Titreşimler duruluyor. İnci,tiz bir ses yavaş yavaş yok oluyor. İçimdeki boşluğun duvarlarında sessizlik. Birden yüreğime bir şey dokunuyor,küçük bir tohum. İşte o zaman avazım çıktığı kadar bağırıyorum.”Yaşasın Özgürlüğüm,Hey, hayat seni seviyorum!”
Asi bir melodi kulağımda benim nakaratlarımı çalıyor,doğmayan çocuklarım saf düşüncelerden eylemlerime yansıyor ve sanatkarane bir üslupla konuşuyorum kendimle. Kalemim yazdıkça,ben konuştukça, sevgim karşılık beklemeden paylaşıldıkça denizlerden okyanuslara karışıp ruhum bilinmeyene yol alıyor.Benim varlığım, ben varım.
Korkmuyorum artık. En deli kostümlerimi giyiyorum, saçım başım dağınık. Kendimden geçmişim. En mavi denizleri yüreğime saklamış, en beyaz bulutları kollarımla sarmışım. Ne yerdeyim ne gökte.Doğaçlama oyunlar oynayıp,kendimi kahraman saymışım,ah ne de güzel yapmışım.
Vakit geldi.kapanıyor perdeler bir daha açılmamak üzere. Karanlık.”Kim bağladı gözlerimi, Körebe oynayacağım demedim ki.
”Karanlığa doğru yol alırken beni takip eden küçük bir ışık huzmesini fark ediyorum.Giderek aydınlık bir çemberin içinde buluyorum kendimi.Ben yine sahnedeyim. Kahramanım benim…
ESİN KARACA
2008
------------------------------------------------------------------
BULDUM YOK OLURKEN…
Çıkıyorum.Bu zorlu bir yolculuk.Ellerim nasır bağladı tırmanmaktan, ya ayaklarım onları hissedemiyorum,o kadar yorgunum ki,daha ne kadar yolum var onu bile bilmiyorum ama bir umut var içimde beni hayata gülümseten.Tırmanırken arkama dönüp baktığımda esen rüzgarın sertliği gözlerimizi yalıyor.Ardıma bıraktıklarımı görmekte zorlanıyorum,hepsi o kadar küçük ki.Hissettiklerim ardımda kaldı,şimdi hissedeceklerim ve en önemlisi yolun sonu var.Yolun sonunda beni bekleyen ne bilemiyorum.Derin nefes alıyorum,kalbim hızlı çarpıyor.Bedenimin yorgunluğuyla tutunuyorum bir dal parçasına,gökyüzü o kadar yakın ki şimdi bana gittikçe yaklaştığımı hissediyorum sona.Bir son ki bilinmeyen meraklı hissedişlerde anlamsızca yoruyor ruhumu,bedenimi.Karanlık gecelerde içimdeki küçük mum tanesi aydınlatıyor çevremi.Umudun ışığı hep benimle yol alıyor,geceli gündüzlü..
Geceleri gökyüzü kızıla boyanıyor,bense bembeyazım.derinliklerde kayboluyorum uzakta olana özlem duyarak.Kapıyorum gözlerimi böceklerin ve kuşların sesiyle bozulan sessizliğimde.Kendi iç çekişmelerimi,yorgunluğumu dinliyorum.Sabaha karşı kuş sesleriyle açılıyor gözlerim.Alnımdaki pul pul olmuş terleri siliyorum.Zamanı geliyor yolculuğumun ve tırmanmaya başlıyorum.Her gün hep aynı yorgunluk ve merakla yol alıyorum.Gözlerim ağrıyor uykusuzluktan,beynim zonkluyor,başım dönüyor fazlasıyla.Pes edecek oluyorum ayağım topraktan kalkıyor,uçuruma yaklaşırken bir güç beni doğrultuyor:”Sonuna yaklaştın,hadi yürü diyor”.Dayanıyorum. Güçlükle adım atıyorum.Artık tutunacak dalda kalmıyor.Bedenimin yorgun ağırlığını, ellerimle kayaları sararak kayalıklara yaslıyorum.Bitmiyor,çok yoruldum.”Bitecek sabret diyor”içimdeki mumun kısık ışığı son sıcaklığını da yayarak kalbime.Zamanla sönüyor içim ve kalbim üşüyor.Ölüyorum diyorum,son nefesimi amacıma ulaşamadan vermenin acısıyla ölüyorum.Elimi yukarı kaldırıyorum,bir boşluk,aşağıya dokunduğumdaysa yüzeyde bir soğukluk hissediyorum.Sonra başımı bitkin bir halde kaldırdığımda buzulları görüyorum.Soğuk.Sen misin diyorum?sen misin?Ayakkabılarımı çıkarıyorum yalın ayak soğuk iliklerime işliyor,donuklaşan kalbim ısınıyor.sensin biliyorum sevdiğim sensin.Bir ses beni çağırıyor bense ölüme yakın-soğuk sıcak yerdeyim-.Ölüyorum.Ses sessizliğimde yok oluyor.gözlerimi açmakta zorlanıyorum,nefesim tükeniyor.kayıbım bu soğukta.Kayboldum,bir toz zerreciği oldum yok oldum.Ses çığlıyor.Ben ben yok oldum…
Esin Karaca
========================================
KORKU ve HOŞGÖRÜ üstüne karmaşık bir yazı
Yaşanılanlar hayatın içinde bir kar tanesi gibi yığıldıkça büyür.Sonrasında ya çığ olup üstümüze gelir ya da insanın gelişimine katkı sağlar.Pencereler karanlıksa ve alıştırılmışsa beynin esnekliği problemlere,kişi bulur derinlerdekini ve boğulur.Güzel görmek isterse insan,kendini sorgulamadan yorumlar,çıkarımda bulunur ve hayatına devam eder.
Hayat seçimlerimizle şekillenir,bunlar keskin kararlardır.Ya vardır ya da yoktur.Olaylara ve kişilere yaklaşımımızda da bu denli keskin olursak olası gelişimlere örnek bir olaya küçük bir pencereden bakalım:Yeni bir insanla tanışıyorsunuz.Çok kibar konuşkan bir insan,sürekli kendinden bahsediyor.Sizinle samimi bir sohbet içerisindeyken beyniniz eğer insanlar hakkında kısa vadede yargı koymaya alışmışsa bu kişinin samimi tavırlarından ürküp uzaklaşabilirsiniz.Tabi burada etkenler tek yönlü değil,korku…İkinci olasılık ise karşınızdaki insanı yargılamadan onu insan olduğu için dinlemek ve onunla sohbet etmektir.Bu tanışıklıkta kişinin yaklaşımında korku yoktur,özgürce iletişim kurar ve kişiyi tanımak ister.Karşı tarafın niyeti(bu karşı cins veya hem cinste olabilir)kötüyse ne saf bir insan bana hemen inandı diye düşünebilir.Diğer taraftan bakalım bu kişi insan canlısıdır,dinlemeyi sever ve kişinin anlattıklarına şüpheci bir tavırla bakmaz sadece dinler ve yalan olma olasılığının farkında olarak,yalan olması çok da mühim değildir çünkü o kendi gerçekliğindedir.Sessizdir,gözlemcidir çünkü kendini kanıtlama çabasında değildir,insana saygı duyarak hoşgörüyle dinler.Sessizliği ve kanmışlığı diğer tarafın penceresinden aptal olarak nitelendirilebilir.Bu da olasıdır.Bu kişi için o da mühim değildir.Çünkü o kendi penceresinden bilgece bakar,her insandan öğreneceği bir şey olduğuna inanarak,korkulara teslim olmadan ve durum ve kişilere karşı keskin yargılara varmadan her zaman açık bir zihinle yaşar.Diğer tarafın ise korkuları vardır,yaranmak ister,açık değildir ve niyeti bozuk olduğundan penceresi de bulanıktır.Hoşgörüyle bakacak olursak ki hoşgörü ne insani bir davranıştır.Yaşanılanlar şekillendirir dedik,peki neye göre şekil alır diyecek olursak.Ben “niyetlerimiz” çıkarımında bulundum.Kimisi sevgiyle kucaklar kimisi doyumsuzlukla ve can yakarak. “Doğru, yanlıştır “keskin bakıştır ama niyetler berraklaştıkça insanileşiriz.
Yoğun bir sevginin içine girelim.Büyük bir aşkla başlayan bir ilişkide zamanla yitirilişler olabilir.Ama hala birliktelik vardır ya da öyle zannedilir.Kız,hep açık davranmış diyelim,dürüstçe yaşamış aşkını ve ilişki boyunca sadakatle sevmiş,onu kutsal kılmış.Oğlan soğumuş zamanla,seviyor görünmüş,korkmuş onun açıklığından,belki de bitsin diyememiş.Kız,seneler boyunca masum ve gerçek bir aşkın içinde sanarken kendini halbuki tek kişilik bir oyunun içindeymiş,kendi yazmış yazmış oynamış.Tabi bunu da çok sonraları fark etmiş.Çünkü kalp gözüyle bakmış ve hoşgörüyle.Diğer türlü delikanlı onun o hassasiyetini yok saymış,keskin bir bakışla yaklaşmış.Belki de bencilce,kendini doğru saymış.Kızın doğrusu yanlışı yokmuş.Bitmiş bir ilişkinin ardından vicdani bir rahatlıkla evet sevdim,dürüstçe sevdim,bilerek canını yakmadım,aşkıma sahip çıktım diyebilmiş ve anlamış ki yalan da gerçek de önemsiz.
Bilgece yol alabilmek önemli olan,”kimileri aldım verdim kar ettim “diye yaklaşırken kendi penceremizden hayata gülümseyebilmek . ve çantamızda kar taneleri yeni limanlara yol alabilmek korkusuz ve hoşgörüyle.Bir kere girilmiş olan denize bir daha girmemek şartıyla.
Mevlana:
Gel, gel, ne olursan ol yine gel\ ister kafir ister mecuzi ister puta tapa ol yine gel. Bizim dergahımız, umitsizlik dergahi degildir. Yüz kere tövbeni bozmus olsan da yine gel ...
Bir insan bu kavramları neden bu şekilde ele alır .Tabiki yaşadıklarıylaJBir olaya sonsuz pencereden bakmak olası,Ben sadece iki pencereden baktım,sizlere farklı bir bakış olabileceğini düşünerek.Yaşam,hayata karışmaktır.
Sevgiyle 2010
Esin Karaca
==================================
KAYBOLAN YÜREKTE KAYIP HAYAT
Gerçekler, hangi gerçekler neredeler? Unutulması gerekenler ve doğru yaşamakta gizlenenler. Doğru yasamak, gerçek yaşamak şimdilerde toplumun yoksunluklarında gizli kald. Herkes yaşayabildiğini yaşıyor. Kimileri cesaret edip kabuğundan çıkamıyor kimileri de pusuda bekliyor –yani bulduğu her deliğe sıvışmak üzere tetikte-.Anlamsız davranışlarla ortalıklarda boş boş gezinen insan yığını …kalabalık sürüsü…amaçsızca hareket ederek tiksindirici bakışlarıyla çevresindekileri rahatsız edenler. Insan neden sorgulamaz hayatını? Bu boş vermişlik, inceldiği yerden kopsun hesabı nerden geliyor? Insanın neden yaşadığını sorgulaması için bunu öğrenmesi mi gerekiyor yoksa içgüdüsel olarak bu gerçekleşiyor mu?
Öyle bir hal aldı ki insanlar kendi yaşamlarını sorgulamaktan kaçıp, dünyevi alemde eriyip gidiyor. Biri bir tarafa elini kolunu sallaya sallaya körü körüne yol alırken diğeri de bir diğeri de ona yoldaş oluyor. Korku mu gizli bu yüreklerde ve kapalı kalmış tüm gerçeklerle…her saklanmış gerçeğin ardından yalanlar daha ağır kokacak. Insanlar anlamsızlığı soluyacak bilerek ya da farkında olmaksızın.
Anlamsızlıklar…kaybolan hayatlar ve hayatın bize sunduğu güzellikleri kirleterek son bulan bir yaşam hikayesi…yaşayamadan hayatı soluksuzca gerçeğiyle..KAYBOLMUŞ BİR YÜREĞİN İÇİNDE KAYBOLMUŞ BİR HAYAT…
BULDUM YOK OLURKEN…
Çıkıyorum…bu zorlu bir yolculuk…ellerim nasır bağladı tırmanmaktan, ya ayaklarım onları hissedemiyorum,o kadar yorgunum ki…daha ne kadar yolum var onu bile bilmiyorum ama bir umut var içimde beni hayata gülümseten. Tırmanırken arkama dönüp baktığımda esen rüzgarın sertliği gözlerimizi yalıyor. Ardıma bıraktıklarımı görmekte zorlanıyorum, hepsi o kadar küçük ki. Hissettiklerim ardımda kaldı, şimdi hissedeceklerim ve en önemlisi yolun sonu var. Yolun sonunda beni bekleyen ne bilemiyorum…derin nefes alıyorum, kalbim hızlı çarpıyor. Bedenimin yorgunluğuyla tutunuyorum bir dal parçasına, gökyüzü o kadar yakın ki şimdi bana gittikçe yaklaştığımı hissediyorum sona…bir son ki bilinmeyen meraklı hissedişlerde anlamsızca yoruyor ruhumu, bedenimi. Karanlık gecelerde içimdeki küçük mum tanesi aydınlatıyor çevremi. Umudun ışığı hep benimle yol alıyor, geceli gündüzlü..
Geceleri gökyüzü kızıla boyanıyor, bense bembeyazım. Derinliklerde kayboluyorum uzakta olana özlem duyarak…kapıyorum gözlerimi böceklerin ve kuşların sesiyle bozulan sessizliğimda.kendi iç çekişmelerimi,yorgunluğumu dinliyorum. Sabaha karşı kuş sesleriyle açılıyor gözlerim. Alnımdaki pul pul olmuş terleri siliyorum…zamanı geliyor yolculuğumun ve tırmanmaya başlıyorum. Her gün hep aynı yorgunluk ve merakla yol alıyorum. Gözlerim ağrıyor uykusuzluktan, beynim zonkluyor, başım dönüyor fazlasıyla. Pes edecek oluyorum ayağım topraktan kalkıyor, uçuruma yaklaşırken bir güç beni doğrultuyor:
”sonuna yaklaştın,hadi yürü diyor”. Dayanıyorum…
güçlükle adım atıyorum..artık tutunacak dalda kalmıyor. Bedenimin yorgun ağırlığını, ellerimle kayaları sararak kayalıklara yaslıyorum…bitmiyor, çok yoruldum…
”bitecek sabret diyor” içimdeki mumun kısık ışığı son sıcaklığını da yayarak kalbime.zamanla sönüyor içim ve kalbim üşüyor. Ölüyorum diyorum…son nefesimi amacıma ulaşamadan vermenin acısıyla ölüyorum…elimi yukarı kaldırıyorum, bir boşluk, aşağıya dokunduğumdaysa yüzeyde bir soğukluk hissediyorum…sonra başımı bitkin bir halde kaldırdığımda buzulları görüyorum…soğuk…sen misin diyorum? sen misin?...ayakkabılarımı çıkarıyorum yalın ayak soğuk iliklerime işliyor, donuklaşan kalbim ısınıyor. Sensin biliyorum sevdiğim sensin…bir ses beni çağırıyor bense ölüme yakın-soğuk sıcak yerdeyim-.ölüyorum…ses sessizliğimde yok oluyor. Gözlerimi açmakta zorlanıyorum, nefesim tükeniyor. Kayıbım bu soğukta…kayboldum, bir toz zerreciği oldum yok oldum…ses çığlıyor…ben ben yok oldum…
SEN VE ŞEYTAN
Bir hayat belirsizliklere düştüğünde, bu zayıflıktan yararlanmak isteyen şeytan beyinlere hakim olup kalplere de akıtır zehirini zaman içinde ağır ağır…”şüphe,şüphe doğrusu bu yoksa aldanırsın”…gece ve gündüz bu ses seninledir. Gündüzler gece, geceler de cehennem olur. Gözlerin baktığın aynada kendini tanıyamaz, o gözlerdeki sen değilsindir artık kurtulmak istediğin bir başkasıdır kendinden kaçmak istersin ama imkanı yoktur. Aynı gökyüzünü paylaştığın bir sen daha vardır, senin kötü yanın…zaman içinde düşündüklerini yalanlayarak, kendisini doğrulamaya çalışarak yaşamını zehir etmek için çabalar. Sevdiklerinle arana girer, kalbini sis perdesiyle örter ve seni usul usul uçuruma yaklaştırır. Geceler sessiz değildir. O hep konuşur gözyaşlarında ..sen çevrendekilere haksızlık ettiğini düşünerek yalnızlığa çekilirsin ama kurtulamazsın…sevdiklerinin bir sözüyle gerçekleri görmek için çırpınırsın..hayal alemi olan yazdığın senaryolardan kurtulup gerçeklerle yüzleşme arzusu hissedersin…artık bir savaş başlar içinde “sen ve şeytan”. O seni üzdükçe sen çevrene saldırırsın o kazanır,sen kaybedersin…hayata saldırganlığın artar. Sen yalnızlığa mahkum olursun…
“şeytan ancak seven bir kalbin kollarında gerçekliği bulur ve ölür….”
ESIN KARACA
BEN YİNE SAHNEDEYİM
Işıklar söndü. Bir perde daha kapandı. Heyecan ve korku doluyum. Yarın yeni bir gün olacak ve ben yine sahnede olacağım. Kostümlerimi giyeceğim. Bana eşlik eden insanları sevgiyle selamlayacağım. İçimdeki sevgiyi onlara açıp onlardan gelen yansımayı göreceğim. Belki beni sevecekler belki bana inanmayacaklar. Ama ben pişkin pişkin gülümseyeceğim, gözlerimdeki ışık “ben böyleyim” diyecek.
Dudaklarımdan çıkamayan kelimeler avazı çıktığı kadar bağıracak beynimde “Sizin yaşam hakkınızı sınırlandırmıyorum, siz de bana karışmayın!
”Korkularımla birlikte kendimi koruma altına aldığım bir düşünce bu farkındayım. Farkındalık…Farkındayım yaşıyorum,farkındayım nefes alıyorum, farkındayım sahnedeyim, farkındayım bir gün öleceğim.
O zaman “ne yapıyorsun sen?” demezler mi adama.
Evet,ben sahnedeyim –kendim olarak-kimsenin etkisi altında kalmadan hayata “evet” diyorum. Hayatla sonsuz nikahımı kıymak istiyorum. Soluduğum her nefeste bir melodi kulağımda. Alçalıyor, titriyor, yükseliyor daha keskin bir şekilde alçalırken asileşiyor aniden,yükseliyor:
”Haydi,bırak inadı zevk al, İçindeki müzik yerlerden göğe yükselsin. Haydiiiiiii!”
Titreşimler duruluyor. İnci,tiz bir ses yavaş yavaş yok oluyor. İçimdeki boşluğun duvarlarında sessizlik. Birden yüreğime bir şey dokunuyor,küçük bir tohum. İşte o zaman avazım çıktığı kadar bağırıyorum.”Yaşasın Özgürlüğüm,Hey, hayat seni seviyorum!”
Asi bir melodi kulağımda benim nakaratlarımı çalıyor,doğmayan çocuklarım saf düşüncelerden eylemlerime yansıyor ve sanatkarane bir üslupla konuşuyorum kendimle. Kalemim yazdıkça,ben konuştukça, sevgim karşılık beklemeden paylaşıldıkça denizlerden okyanuslara karışıp ruhum bilinmeyene yol alıyor.Benim varlığım, ben varım.
Korkmuyorum artık. En deli kostümlerimi giyiyorum, saçım başım dağınık. Kendimden geçmişim. En mavi denizleri yüreğime saklamış, en beyaz bulutları kollarımla sarmışım. Ne yerdeyim ne gökte.Doğaçlama oyunlar oynayıp,kendimi kahraman saymışım,ah ne de güzel yapmışım.
Vakit geldi.kapanıyor perdeler bir daha açılmamak üzere. Karanlık.”Kim bağladı gözlerimi, Körebe oynayacağım demedim ki.
”Karanlığa doğru yol alırken beni takip eden küçük bir ışık huzmesini fark ediyorum.Giderek aydınlık bir çemberin içinde buluyorum kendimi.Ben yine sahnedeyim. Kahramanım benim…
ESİN KARACA
2008
------------------------------------------------------------------
BULDUM YOK OLURKEN…
Çıkıyorum.Bu zorlu bir yolculuk.Ellerim nasır bağladı tırmanmaktan, ya ayaklarım onları hissedemiyorum,o kadar yorgunum ki,daha ne kadar yolum var onu bile bilmiyorum ama bir umut var içimde beni hayata gülümseten.Tırmanırken arkama dönüp baktığımda esen rüzgarın sertliği gözlerimizi yalıyor.Ardıma bıraktıklarımı görmekte zorlanıyorum,hepsi o kadar küçük ki.Hissettiklerim ardımda kaldı,şimdi hissedeceklerim ve en önemlisi yolun sonu var.Yolun sonunda beni bekleyen ne bilemiyorum.Derin nefes alıyorum,kalbim hızlı çarpıyor.Bedenimin yorgunluğuyla tutunuyorum bir dal parçasına,gökyüzü o kadar yakın ki şimdi bana gittikçe yaklaştığımı hissediyorum sona.Bir son ki bilinmeyen meraklı hissedişlerde anlamsızca yoruyor ruhumu,bedenimi.Karanlık gecelerde içimdeki küçük mum tanesi aydınlatıyor çevremi.Umudun ışığı hep benimle yol alıyor,geceli gündüzlü..
Geceleri gökyüzü kızıla boyanıyor,bense bembeyazım.derinliklerde kayboluyorum uzakta olana özlem duyarak.Kapıyorum gözlerimi böceklerin ve kuşların sesiyle bozulan sessizliğimde.Kendi iç çekişmelerimi,yorgunluğumu dinliyorum.Sabaha karşı kuş sesleriyle açılıyor gözlerim.Alnımdaki pul pul olmuş terleri siliyorum.Zamanı geliyor yolculuğumun ve tırmanmaya başlıyorum.Her gün hep aynı yorgunluk ve merakla yol alıyorum.Gözlerim ağrıyor uykusuzluktan,beynim zonkluyor,başım dönüyor fazlasıyla.Pes edecek oluyorum ayağım topraktan kalkıyor,uçuruma yaklaşırken bir güç beni doğrultuyor:”Sonuna yaklaştın,hadi yürü diyor”.Dayanıyorum. Güçlükle adım atıyorum.Artık tutunacak dalda kalmıyor.Bedenimin yorgun ağırlığını, ellerimle kayaları sararak kayalıklara yaslıyorum.Bitmiyor,çok yoruldum.”Bitecek sabret diyor”içimdeki mumun kısık ışığı son sıcaklığını da yayarak kalbime.Zamanla sönüyor içim ve kalbim üşüyor.Ölüyorum diyorum,son nefesimi amacıma ulaşamadan vermenin acısıyla ölüyorum.Elimi yukarı kaldırıyorum,bir boşluk,aşağıya dokunduğumdaysa yüzeyde bir soğukluk hissediyorum.Sonra başımı bitkin bir halde kaldırdığımda buzulları görüyorum.Soğuk.Sen misin diyorum?sen misin?Ayakkabılarımı çıkarıyorum yalın ayak soğuk iliklerime işliyor,donuklaşan kalbim ısınıyor.sensin biliyorum sevdiğim sensin.Bir ses beni çağırıyor bense ölüme yakın-soğuk sıcak yerdeyim-.Ölüyorum.Ses sessizliğimde yok oluyor.gözlerimi açmakta zorlanıyorum,nefesim tükeniyor.kayıbım bu soğukta.Kayboldum,bir toz zerreciği oldum yok oldum.Ses çığlıyor.Ben ben yok oldum…
Esin Karaca
========================================
KORKU ve HOŞGÖRÜ üstüne karmaşık bir yazı
Yaşanılanlar hayatın içinde bir kar tanesi gibi yığıldıkça büyür.Sonrasında ya çığ olup üstümüze gelir ya da insanın gelişimine katkı sağlar.Pencereler karanlıksa ve alıştırılmışsa beynin esnekliği problemlere,kişi bulur derinlerdekini ve boğulur.Güzel görmek isterse insan,kendini sorgulamadan yorumlar,çıkarımda bulunur ve hayatına devam eder.
Hayat seçimlerimizle şekillenir,bunlar keskin kararlardır.Ya vardır ya da yoktur.Olaylara ve kişilere yaklaşımımızda da bu denli keskin olursak olası gelişimlere örnek bir olaya küçük bir pencereden bakalım:Yeni bir insanla tanışıyorsunuz.Çok kibar konuşkan bir insan,sürekli kendinden bahsediyor.Sizinle samimi bir sohbet içerisindeyken beyniniz eğer insanlar hakkında kısa vadede yargı koymaya alışmışsa bu kişinin samimi tavırlarından ürküp uzaklaşabilirsiniz.Tabi burada etkenler tek yönlü değil,korku…İkinci olasılık ise karşınızdaki insanı yargılamadan onu insan olduğu için dinlemek ve onunla sohbet etmektir.Bu tanışıklıkta kişinin yaklaşımında korku yoktur,özgürce iletişim kurar ve kişiyi tanımak ister.Karşı tarafın niyeti(bu karşı cins veya hem cinste olabilir)kötüyse ne saf bir insan bana hemen inandı diye düşünebilir.Diğer taraftan bakalım bu kişi insan canlısıdır,dinlemeyi sever ve kişinin anlattıklarına şüpheci bir tavırla bakmaz sadece dinler ve yalan olma olasılığının farkında olarak,yalan olması çok da mühim değildir çünkü o kendi gerçekliğindedir.Sessizdir,gözlemcidir çünkü kendini kanıtlama çabasında değildir,insana saygı duyarak hoşgörüyle dinler.Sessizliği ve kanmışlığı diğer tarafın penceresinden aptal olarak nitelendirilebilir.Bu da olasıdır.Bu kişi için o da mühim değildir.Çünkü o kendi penceresinden bilgece bakar,her insandan öğreneceği bir şey olduğuna inanarak,korkulara teslim olmadan ve durum ve kişilere karşı keskin yargılara varmadan her zaman açık bir zihinle yaşar.Diğer tarafın ise korkuları vardır,yaranmak ister,açık değildir ve niyeti bozuk olduğundan penceresi de bulanıktır.Hoşgörüyle bakacak olursak ki hoşgörü ne insani bir davranıştır.Yaşanılanlar şekillendirir dedik,peki neye göre şekil alır diyecek olursak.Ben “niyetlerimiz” çıkarımında bulundum.Kimisi sevgiyle kucaklar kimisi doyumsuzlukla ve can yakarak. “Doğru, yanlıştır “keskin bakıştır ama niyetler berraklaştıkça insanileşiriz.
Yoğun bir sevginin içine girelim.Büyük bir aşkla başlayan bir ilişkide zamanla yitirilişler olabilir.Ama hala birliktelik vardır ya da öyle zannedilir.Kız,hep açık davranmış diyelim,dürüstçe yaşamış aşkını ve ilişki boyunca sadakatle sevmiş,onu kutsal kılmış.Oğlan soğumuş zamanla,seviyor görünmüş,korkmuş onun açıklığından,belki de bitsin diyememiş.Kız,seneler boyunca masum ve gerçek bir aşkın içinde sanarken kendini halbuki tek kişilik bir oyunun içindeymiş,kendi yazmış yazmış oynamış.Tabi bunu da çok sonraları fark etmiş.Çünkü kalp gözüyle bakmış ve hoşgörüyle.Diğer türlü delikanlı onun o hassasiyetini yok saymış,keskin bir bakışla yaklaşmış.Belki de bencilce,kendini doğru saymış.Kızın doğrusu yanlışı yokmuş.Bitmiş bir ilişkinin ardından vicdani bir rahatlıkla evet sevdim,dürüstçe sevdim,bilerek canını yakmadım,aşkıma sahip çıktım diyebilmiş ve anlamış ki yalan da gerçek de önemsiz.
Bilgece yol alabilmek önemli olan,”kimileri aldım verdim kar ettim “diye yaklaşırken kendi penceremizden hayata gülümseyebilmek . ve çantamızda kar taneleri yeni limanlara yol alabilmek korkusuz ve hoşgörüyle.Bir kere girilmiş olan denize bir daha girmemek şartıyla.
Mevlana:
Gel, gel, ne olursan ol yine gel\ ister kafir ister mecuzi ister puta tapa ol yine gel. Bizim dergahımız, umitsizlik dergahi degildir. Yüz kere tövbeni bozmus olsan da yine gel ...
Bir insan bu kavramları neden bu şekilde ele alır .Tabiki yaşadıklarıylaJBir olaya sonsuz pencereden bakmak olası,Ben sadece iki pencereden baktım,sizlere farklı bir bakış olabileceğini düşünerek.Yaşam,hayata karışmaktır.
Sevgiyle 2010
Esin Karaca
==================================
KAYBOLAN YÜREKTE KAYIP HAYAT
Gerçekler, hangi gerçekler neredeler? Unutulması gerekenler ve doğru yaşamakta gizlenenler. Doğru yasamak, gerçek yaşamak şimdilerde toplumun yoksunluklarında gizli kald. Herkes yaşayabildiğini yaşıyor. Kimileri cesaret edip kabuğundan çıkamıyor kimileri de pusuda bekliyor –yani bulduğu her deliğe sıvışmak üzere tetikte-.Anlamsız davranışlarla ortalıklarda boş boş gezinen insan yığını …kalabalık sürüsü…amaçsızca hareket ederek tiksindirici bakışlarıyla çevresindekileri rahatsız edenler. Insan neden sorgulamaz hayatını? Bu boş vermişlik, inceldiği yerden kopsun hesabı nerden geliyor? Insanın neden yaşadığını sorgulaması için bunu öğrenmesi mi gerekiyor yoksa içgüdüsel olarak bu gerçekleşiyor mu?
Öyle bir hal aldı ki insanlar kendi yaşamlarını sorgulamaktan kaçıp, dünyevi alemde eriyip gidiyor. Biri bir tarafa elini kolunu sallaya sallaya körü körüne yol alırken diğeri de bir diğeri de ona yoldaş oluyor. Korku mu gizli bu yüreklerde ve kapalı kalmış tüm gerçeklerle…her saklanmış gerçeğin ardından yalanlar daha ağır kokacak. Insanlar anlamsızlığı soluyacak bilerek ya da farkında olmaksızın.
Anlamsızlıklar…kaybolan hayatlar ve hayatın bize sunduğu güzellikleri kirleterek son bulan bir yaşam hikayesi…yaşayamadan hayatı soluksuzca gerçeğiyle..KAYBOLMUŞ BİR YÜREĞİN İÇİNDE KAYBOLMUŞ BİR HAYAT…
BULDUM YOK OLURKEN…
Çıkıyorum…bu zorlu bir yolculuk…ellerim nasır bağladı tırmanmaktan, ya ayaklarım onları hissedemiyorum,o kadar yorgunum ki…daha ne kadar yolum var onu bile bilmiyorum ama bir umut var içimde beni hayata gülümseten. Tırmanırken arkama dönüp baktığımda esen rüzgarın sertliği gözlerimizi yalıyor. Ardıma bıraktıklarımı görmekte zorlanıyorum, hepsi o kadar küçük ki. Hissettiklerim ardımda kaldı, şimdi hissedeceklerim ve en önemlisi yolun sonu var. Yolun sonunda beni bekleyen ne bilemiyorum…derin nefes alıyorum, kalbim hızlı çarpıyor. Bedenimin yorgunluğuyla tutunuyorum bir dal parçasına, gökyüzü o kadar yakın ki şimdi bana gittikçe yaklaştığımı hissediyorum sona…bir son ki bilinmeyen meraklı hissedişlerde anlamsızca yoruyor ruhumu, bedenimi. Karanlık gecelerde içimdeki küçük mum tanesi aydınlatıyor çevremi. Umudun ışığı hep benimle yol alıyor, geceli gündüzlü..
Geceleri gökyüzü kızıla boyanıyor, bense bembeyazım. Derinliklerde kayboluyorum uzakta olana özlem duyarak…kapıyorum gözlerimi böceklerin ve kuşların sesiyle bozulan sessizliğimda.kendi iç çekişmelerimi,yorgunluğumu dinliyorum. Sabaha karşı kuş sesleriyle açılıyor gözlerim. Alnımdaki pul pul olmuş terleri siliyorum…zamanı geliyor yolculuğumun ve tırmanmaya başlıyorum. Her gün hep aynı yorgunluk ve merakla yol alıyorum. Gözlerim ağrıyor uykusuzluktan, beynim zonkluyor, başım dönüyor fazlasıyla. Pes edecek oluyorum ayağım topraktan kalkıyor, uçuruma yaklaşırken bir güç beni doğrultuyor:
”sonuna yaklaştın,hadi yürü diyor”. Dayanıyorum…
güçlükle adım atıyorum..artık tutunacak dalda kalmıyor. Bedenimin yorgun ağırlığını, ellerimle kayaları sararak kayalıklara yaslıyorum…bitmiyor, çok yoruldum…
”bitecek sabret diyor” içimdeki mumun kısık ışığı son sıcaklığını da yayarak kalbime.zamanla sönüyor içim ve kalbim üşüyor. Ölüyorum diyorum…son nefesimi amacıma ulaşamadan vermenin acısıyla ölüyorum…elimi yukarı kaldırıyorum, bir boşluk, aşağıya dokunduğumdaysa yüzeyde bir soğukluk hissediyorum…sonra başımı bitkin bir halde kaldırdığımda buzulları görüyorum…soğuk…sen misin diyorum? sen misin?...ayakkabılarımı çıkarıyorum yalın ayak soğuk iliklerime işliyor, donuklaşan kalbim ısınıyor. Sensin biliyorum sevdiğim sensin…bir ses beni çağırıyor bense ölüme yakın-soğuk sıcak yerdeyim-.ölüyorum…ses sessizliğimde yok oluyor. Gözlerimi açmakta zorlanıyorum, nefesim tükeniyor. Kayıbım bu soğukta…kayboldum, bir toz zerreciği oldum yok oldum…ses çığlıyor…ben ben yok oldum…
SEN VE ŞEYTAN
Bir hayat belirsizliklere düştüğünde, bu zayıflıktan yararlanmak isteyen şeytan beyinlere hakim olup kalplere de akıtır zehirini zaman içinde ağır ağır…”şüphe,şüphe doğrusu bu yoksa aldanırsın”…gece ve gündüz bu ses seninledir. Gündüzler gece, geceler de cehennem olur. Gözlerin baktığın aynada kendini tanıyamaz, o gözlerdeki sen değilsindir artık kurtulmak istediğin bir başkasıdır kendinden kaçmak istersin ama imkanı yoktur. Aynı gökyüzünü paylaştığın bir sen daha vardır, senin kötü yanın…zaman içinde düşündüklerini yalanlayarak, kendisini doğrulamaya çalışarak yaşamını zehir etmek için çabalar. Sevdiklerinle arana girer, kalbini sis perdesiyle örter ve seni usul usul uçuruma yaklaştırır. Geceler sessiz değildir. O hep konuşur gözyaşlarında ..sen çevrendekilere haksızlık ettiğini düşünerek yalnızlığa çekilirsin ama kurtulamazsın…sevdiklerinin bir sözüyle gerçekleri görmek için çırpınırsın..hayal alemi olan yazdığın senaryolardan kurtulup gerçeklerle yüzleşme arzusu hissedersin…artık bir savaş başlar içinde “sen ve şeytan”. O seni üzdükçe sen çevrene saldırırsın o kazanır,sen kaybedersin…hayata saldırganlığın artar. Sen yalnızlığa mahkum olursun…
“şeytan ancak seven bir kalbin kollarında gerçekliği bulur ve ölür….”
ESIN KARACA



