YENI BIR GÜNE HEP UMUTLA BAKMAK.....
YENI BIR GÜNE HEP UMUTLA BAKMAK.....
Sabahın ışıkları tüm şehvetiyle yüzüme vuruyor, hadi kalk artık, dercesine beni yeni bir güne hazırlıyordu. Off yaa, bir gün şöyle doya doya uyuyabilsem? Nerdee? İş aramak zorundasın!
Hadi kalk, kahvaltını yap ve gazete ilanlarında gözünü gezdir. Belki sana uygun bir iş bulunur bugün. Belki? Neden olmasın? Yeni bir gün yeni bir umut?
Artık yaşımı küçük söyleyeceğim, nasılsa beni telefonda görmüyorlar! Neymiş? Otuz yaşına kadar elemanlar arıyorlarmış. Halt edin siz? Esas disiplin ve birikim kırk yaş üzerinde! Ahh,ahh, benim fabrikam olsa sadece kırk yaşın üstünde eleman alırdım. Neden mi? Evlenme, çocuk doğurma, emzirme, izinleri olmayacakta ondan tabii!
‘’İyi günler, iş ilanınız üzerine arıyorum, Almanca’yı ana dilim, İngilizce, daktilo ve bilgisayar kullanmasını biliyorum’’,
Karşı taraftaki ses bana yaşımı soruyordu.
Yutkundum. Ne deseydim acaba? Gerçek yaşımı söylersem, hep aldığım cevabı duyacaktım!
‘’Otuz beş’’, dedim bende.
Daha önce nerede çalışmışım?
Çalışmadım, ev hanımıydım, evlendim hamile kaldım, doğum yaptım, çocuk büyüttüm, yemek yaptım, temizlik yaptım, koca yolu gözledim, aldatıldım, geceleri ağlarken gündüzleri güldüm, yeni bir güne hep umutla baktım!
‘’Ev hanımıydım’’, diyebildim sadece…
‘’Telefonunuzu alayım biz sizi ararız. İyi günler’’.
Günlerdir hiçbir yerden cevap gelmiyor.
Satacak bir şey de kalmadı artık! Önce dairem, sonra arabam derken elimde kalan son altınlar da gitti. Çocukları okutmak zorundayım! Şurada ne kaldı ki Üniversiteden mezun olmalarına? Sık dişini biraz daha, başaracaksın biliyorum!
Boşanmasaydım bunlar başıma gelmeyecekti! Oh oldu sana! Tek suçlu sensin! Bir elin yağda bir elin balda iken ne gerek vardı boşanacağım diye tutturmaya? Adam haklı? Ne demişti? Her şeyini yitirdikten sonra tıpış tıpış bana döneceksin! Sen öyle san! Sürünsem de dönmem artık!
Gittikçe daha derin çukurlara batıyorum. Uzanan bir el, bir yardım bekliyorum.Kimseye derdimi anlatamıyorum ki bana destek olacak biri çıksın. Anlatmak zorundasın! Nasıl anlatırım? Utanıyorum, çekiniyorum! Ne diyebilirdim ki? Bana yardım edin, çocuklarımı okutmak istiyorum mu deseydim?Yardım edin geçinebileyim mi deseydim? Sevgi gösterin, anlayış gösterin, hayatımı normale döndüreyim mi deseydim?…
Günler insana ne kadar kısa geliyorsa geceler de karabasan gibi acılarla, anılarla insanı kemiriyor. Labirentten çıkacak hiçbir yol yok! Her yol aynı kapıya çıkıyor.
Çaldığım kapılar teker teker ömrümün basamaklarını azaltıyor. Ölüm mü tek çare olabilirdi? Yok oluşum tüm bu dertleri siler miydi? O zaman çocuklara babaları sahip çıkar mıydı? Yardım elini uzatıp, aileyi göğsünün altına alıp korur muydu? Tüm kötülüklüklere, bütün acılara karşın kendini siper eder miydi? Bir kahraman gibi savaşlara karşı zafer kazanır mıydı?
Aynada kendine bak! Konuş kendinle! Konuş ki, içini boşaltabilesin! Konuş ki, söyleyemediklerini burada haykırabilesin! Söyle, içinden ne geçiyorsa söyle. Sadece seni dinleyen, sessizce dinleyen, sana umutsuz gözlerle ama bir o kadar da henüz ışığı sönmemiş gözlerle bakan kendin, kendini göreceksin!
Konuş ne olur konuş! Belki o yansımanda henüz yok olmamışlığın mucizesini keşfedeceksin!
Bana bir borcun var bana hayatımdan kalan! Yaşanan tüm felaketlerden uzak tek bir gün istiyorum sadece senden…her şeyi unutmak istediğim, yeni bir yaşama başlayabileceğim bir gün istiyorum sadece senden!
Umutlarımı ve hayallerimi yitirdiğim anda, günün ışıkları sabahın erken saatlerinde yüreğimi aydınlatıyor. Güneş odaya tüm şehvetiyle yansırken, gözümü açıyorum, rüya mı görmüştüm? Yıllar ufak mucizeleri zamana bölüp bu günlere taşımıştı beni. Seviyordum sabahın bu saatlerini, dertler ve kederler henüz gün ışığına çıkmadan yeni bir gün yeni bir umutla başlıyor. ….
NIL GÜN HANSOY...2005



