SIZ TÜRKLERI TANIYOR MUSUNUZ?..
Tahminen 1989 yılıydı. Tatil başlamıştı. Ailece ve arkadaşlarla birlikte Kemer'de Tatil köyüne varır varmaz, doğru odalarımıza yerleşip günün geri kalan kısmını değerlendirmek üzere sözleştik...
Akşam olmuştu bile, lobide kendimize bir yer bulup yemeğe kadar dinlenirken, bir çoğunun Avusturyalı Turist olduğunu fark ettim. Otelin işletmecisinin Avusturyalı olduğunu da öğrenince çok da sevindim. Yabancıların ülkemizi ziyaret etmesi gurur vericiydi...
Birkaç gün sonra yine bir akşam yemeğinin ardından lobide toplandık. Garsona kahve ve çay ısmarlarken, her zamanki gibi garsonu lafa tuttum...
'Hiç sorma abla yaa, şu içlerinde bir tanesi var bahşiş bile vermiyor.. üstelik de o kadar kötü davranıyor ki anlatamam..', diyordu..
Tabii o meçhul cimri kişinin kim olduğunu o gece öğrenemedik...
x x x
Yabancı turistlerden biri çocuklarını azarlıyordu. Neymiş yanlarına gelen iki çocuktan derhal uzak durun diyordu almanca... Birden yerimden fırladım. Yanlarında duran iki çocuk benim yedi yaşındaki oğlum ve beş yaşındaki kızımdı...
Yanlarına gittim ve almanca çocuklarımın bir şey mi yaptığını sordum. 'Hayır', dedi şaşkınlıkla... Daha da konuşamadı. Oğlumun ve kızımın elinden tutup yanlarından tam ayrılıyordum ki, bizi masaya yanlarına davet etti. Özür diledi. Özür diledi ama beni alman sanmıştı... Gözlerinin içine baktım ve gururla:
'Ben Türküm', dedim,
Yine dilini yutmuş gibi bir süre konuşamadı. Daha doğrusu konuşmak bile istemedi.
'Siz Türkleri tanıyor musunuz?', diye sordum bu sefer...
'Evet, Avusturya'da bir çok Türk var, sokaklara çöp atıyorlar, kadın kızlara laf atıyorlar,kurallara uymuyorlar..',
Saydı da saydı.. Haklıydı aslında... Hatta çok da haklıydı.. Bir zamanlar bende Almanya'da yaşamıştım ve bir çok olaya tanık olmuştum...
'Sizin ülkenizde hiç kötü, terbiyesiz, ahlaksız, eğitim görmemiş insanlar yok mu?', diye sordum,
Cevap veremedi. Düşündüğü belliydi...
'Bakın, görüyor musunuz? Her yerde iyi ve kötü insan vardır. Her ülkenin kendine has davranış biçimleri vardır.. görgü, örf ve adetler. Ve bu ülkede yaşayanların içinde bir de farklı kültürler vardır',
Anlattıkça anlatıyordum. Aklıma ne geliyorsa saatlerce anlatıyordum.. Hiç bıkmadan usanmadan dinliyorlardı...
'Bizlere hep barbar derler, peki soruyorum size barbar olan bir ülkede bu kadar farklı milletlerden asırlardır kardeşce yaşayan hiçbir ülke gördünüz mü?',
Konular derinleştikçe sessizlikleri iyice artıyor, saygıyla dinliyorlardı. Çocukları sessiz sakin oturuyor. Benim çocuklar ise Türkish yapım olduğundan sürekli kıpır kıpırdılar...
Gecenin bir vakti, neredeyse lobide bizden başka kimse kalmamıştı artık, Garson yanımıza geldi, avusturyalı misafirlere istedikleri var mı diye sordu, bana da dönerek:
'Bu adam kesinlikle Türklerle konuşmuyordu, nasıl başardınız', diye sordu..
Çaylarla geri geldiğinde, Avusturyalı Turist hesabı ödedi. Garsona da oldukça yüksek bir bahşiş verdi. Sohbetimiz kısa bir süre daha devam etti. Ertesi gün çocuklarla birlikte oyun oynamak için sözleşip ayrıldık.
x x x
Artık her akşam beraberdik. Avusturyalı aile, arkadaşlar ve biz... çocuklarımız birlikte oynadılar, birlikte eğlendik, güldük şakalaştık.. tabii hep tercüme etmek zorunda kalıyordum ama çok konuşmaya alışık olduğumdan pek de zorluk yaşamadım...
Tatil bitiminde bizden önce gideceklerdi. Otelin çıkış kapısında bizlerin teker teker elini sıkarak yanaklarımızdan öptüler... Tüm personelin elini teker teker sıkarak her birine bahşiş verdiler...
Personel şaşkındı. Aile gittikten sonra soru yağmuruna tutuldum.. Ne olmuştu da bu aile bu kadar değişmişti..Ne diyebilirim ki? Aslında bende bilmiyorum.. Tek yaptığım doğal ve içten davrandığımdı. Tarihimizi, örf ve adetlerimizi anlatarak, ayrıca hangi ülkeye ait olduğumuz değil, sadece insan olmamızın önemini vurgulamıştım...
Eleştiri ve kavga yerine insanlarla iletişim kurarak kendimizi en iyi anlatmanın yolu olduğunu düşünüyorum..
Nilgün Hansoy
2011 Nisan



